v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 10
Dün : 57
Toplam : 3365525
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ
                                                                        ‘Birgün kızarırken tava üzerinde balık,
                                                                         Der ördeğe: ‘ Dostum şu benim şüphemi yık.
                                                                         Niçin bu nehirler dönmez acaba!
                                                                        ‘Biz ölmedeyiz, felsefeden geç  be alık !’
                                                                                                        ÖmerHAYYAM                                                                                               
                                                                                                               
   Tarih neden önemli bir konudur, neden geçmişi bilmek durumunda kalmaktayız sorusunun cevabını R.G.Collingwood şu şekilde izah etmektedir.’’Tarih, insanın kendisine ilişkin bilgisi için vardır.Tarih, insanın kendini tanımasıdır.İnsanın zaman içinde neler yaptığını, ne olduğunu ortaya koyar. Ve neler yapabileceğinin tek ipucudur.’’1 Mübahat Kütükoğlu’na göre ise tarih, bir olaylar dizisini değil, insanların düşüncelerinin ifadeleri olan ve zamanla ortaya çıkan olayları ve insanların yönlendirdiği sosyal gelenekleri  inceleyen bir bilimdir.2  Edward Hallet Carr ise,’’ tarih hiçbir şey yapmaz, büyük servetleri yoktur ve savaşlarda dövüşmez. Her şeyi yapan, sahip olan ve döğüşen insandır, sahici canlı insan.’’3
   Tarihin gizemli tanımlarının düğümlendiği noktalar ibret ile tekerrür arasında sıkışır kalır. İbn-i Haldun’un tarifiyle tarihi olaylar akan suyun birbirine benzemesinden daha ziyade birbirine benzerler. Peki, tarih algılarımızı sorgulama becerisinin neresindeyiz insanlık olarak. Birinin ak dediğine diğerinin kara demesi,birinin sevinci diğerinin üzüntüsü olması,birinin parlayıp diğerinin sönmesi  gibi tencere dibin kara seninki benden kara misali midir  tarih algımız? Tarihi bir eğitim olarak düşündüğümüzde gurur tabloları oluşturup insanların ruhlarını mı karartmalıyız yoksa gerçekleri ortaya koyarak aydınlatmalı mıyız? Tarihte objektif olma meselesi yani. Biz hep doğruyuz diğerleri hep yanlış algısını nesillere belletmenin özü müdür tarih eğitimi? Meselenin merkezine insanı değilde önyargıyı yerleştiren bir anlayışın esiri olan tarih eğitimini artık bu esaret zincirlerinden kurtarmalıyız.

                                                                        Tüm kalpler ve ruhlar benimki gibi güçlü olsa
                                                                        Hasta bakışların onlara bir etkisi olmazdı
                                                                        Denejere oluşlara ruhum her zaman karşı çıkıyor
                                                                        Son harfinin ‘’i ‘’ okunmasına fiilin karşı çıkışı gibi
                                                                                                                                 İbn-i  HAZM4

  Tarihi gerek bilim ve gerekse eğitim olarak ele aldığımızda  çok kaygan bir zeminde yürüdüğümüzü bilmek zorunluluğuyla karşı karşıyayız.Bu zeminde yürümenin yöntemlerini çok iyi bilmek mecburiyetindeyiz.Eğer bu metodu ve araçları iyi kullanmanın yollarını  bulamazsak hem kendimizi hemde yetiştirdiğimiz nesilleri yanıltmaktan kurtaramayız.Günümüzde gerek tarihi bilgiler ve gerekse tarih eğitim yöntemleri konusunda  büyük yanılgılar ve eleştiriler içersindeyiz. Tarihi ele aldığı konular açısından baktığımızda herkes tarafından kabul edilen tarihi  bilgiler, örneğin otomobiller gibi, bu tüm dünyada doğrudur. Kimse bu duruma itiraz etmez.Bir diğeri ise resmi tarih söylemleridir.B u söylemler Ernest Renan tabiriyle yalanlar üzerine kurulan ve toplumdan topluma değişen yanlı tarihi bilgileri barındırmaktadır. En önemlisi ise toplumların ve insanların vicdanlarında saklı olan, gerçek tarihi bilgileri insanlık değerlerinden uzakta tutan, gün yüzüne çıkmamaları için her türlü yasaklamalar ve engellemelerle yüzyüze gelen gerçek tarihi bilgilerdir.
  İğneyi kendine batır, çuvaldızı başkasına nasihatini vurgulayan atasözümüzün tarih algımıza bir yansıması maalesef ki yok. Bizler geçmişi konuşurken kendimizi dev aynasında görürüz ama günlük meselelerimizi konuşurken öyle cüceleşiriz ki aynaya bile bakmaktan çekiniriz. Tarihi konuşurken kahramanız , günlük meselelerimizi   konuşurken ‘’biz bu kafayla  adam olmayız’’ deriz. Bu çarpıklığın sebebinin aldığımız tarih eğitiminin bir yansıması olduğunu bilmeyiz. Tarihi kulaktan dolma bilgiler ışığında, önyargılarla süslenmiş bir çarpıklıkla bildiğimiz için yolumuzu ve anlayışımızı düzeltmekten aciziz. Tüm  kötülükleri  düşmanlarımızdan bilmek tarih boyunca taşıdığımız değişmez bir düşünce olarak belleklerimizde kalmış.
  Önyargılar sadece bize  mahsus bir olgu  mu şeklinde bir düşünebilirsiniz. Önyargıyı sadece biz  değil bütün insanlık taşıyor maalesef. Öyle taşıyor ki, Albert Einstein’in ifadesiyle bir önyargıyı yıkmak bir atomu parçalamaktan daha zor bir işmiş. Önyargılar insanlığın gözünde kör bir gözlük olduğu müddetçe yanlış tarihi algıların yerini doğruların alması çok zor bir süreç olarak karşımızda durmaktadır.
   İncil’de ‘’ Masumların katliamı’’ olarak bilinen bir olay Hrıstıyan aleminde  birçok resime konu olmuştur. Bunların en muhteşem Örneklerinden biri İstanbul’daki Kariye müzesindedir. Bu olay, Hz. İsa’nın doğduğu günlerde Roma’nın Yahudilere atadığı Herod adlı krala yeni bir kralın doğduğu haberinin verilmesiyle ilgilidir. Herod, bu haber üzerine iki yaşının altındaki tüm erkek çocuklarının öldürülmesine karar verir. Geçenlerde Siena’da gördüğüm bu  konu ile ilgili tablonun Türkler için  bir anlamı var.Yine bu tabloda klasik anlatım işleniyor. Feryat figan eden analar, kılıçtan geçirilen bebekler. Ne varki, katliamı tahtıntan izleyen Herod Osmanlı padişahı kılığında.Katliamı yapanlar da Osmanlı askeri.Ressam ,İsa’nın düşmanı olarak 1500 yıl öncesi Roma’sı yerine, o günlerde Avrupa’da düşman olarak bildikleri Osmanlı imparatorluğu’nu  görüyor.5
  6-7 Eylül olaylarında görgü tanığı olarak bulunan Vasiliadis adlı Rum vatandaşımız TV 24’te bu konu ile ilgili yapılan bir programda; ’’ Bizim oturduğumuz binada, ikinci kattaki Muhibe hanım hariç, Rumlar ve  Ermeniler otururdu. Kapıcımız Ahmet Efendi  çapulcular yaklaşırken kapıyı kapadı. Burada ‘Gavur’ yok deyip elindeki bayrağı sallayarak bizi kurtardı.Bizi kurtardıktan sonra kapıyı açtı ve bayrağı içeriye koydu.Kazmasını aldı, kapıyı kapattı. Onların peşinden gidip diğer Rum evlerine kırıp dökmeye, yağmalamaya başladı. Ahmet Efendi, bize karşı insanlık görevini yerine getirdi.Çapulculara katılarak vatandaşlık görevini yerine getirdi.’’6
  Son 20- 30 yıldır ABD, İngiltere gibi ülkelerde kölelere yaptıkları zülmü anlatan filmler çevrildi, romanlar yazıldı.Günümüzün kuşakları günah çıkartırcasına geçmişlerinden dolayı özür diledi.Türkiye gibi, geçmişine toz kondurmayan ülkeler de var. Köle ticareti deyince aklımızdan İstanbul’daki esir pazarının pek geçtiğini sanmıyorum.Geçmişimiz kendi gözümüzde o denli ak ve pak ki, sanki bir tek menhur Batılılar sorumlu tarihinin pisliklerinden.Bırakın cumhuriyet tarihimizdeki herhengi bir olaya özeleştiri getirmeyi, Osmanlı’yı göklere çıkarmayan herhengi bir yaklaşım bile şimşekleri  üstüne çekiyor. Geçmişimizi övünç vesilesi olarak kullanmak isteyenler, günümüzde de kendilerine yöneltilen eleştirileri anlamaktan acizler.Batı aleminin dünyada işlediği zülüm konusunda çok engin olan tarih bilgimiz, konu bize yaklaşınca dumura uğruyor.7
  Tarihi bir hafiza olarak ele aldığımızda ise bizim millet olarak hafizamız bir yönüyle milli, diğer yönüyle evrenseldir. Milli hafızamız, bizim içinde yaşadığımız dünyadaki kimliğimizi şekillendirir ve diğer milletlerle olan ilişkilerimizin niteliğini etkiler.Türk milleti olarak bizlerin Ruslara, İngilizlere, Fransızlara, Almanlara, Rumlara, Bulgarlara, Çinlilere, Araplara,  İranlılara veya başka bir millete bakışımızı da yine bu hafıza şekillendirir. Bu bakışı etkileyen şey  de yine onlarla geçmişte yaşadığımız ilişkilerin niteliğidir. Nitekim, Bir İngilize karşı duyduğumuz hislerin aynısını bir Kongo’luya karşı duymayız. ; Şili’li birine bakışımızla bir Rus’a bakışımız aynı değildir. Bir Rum’un  veya Ermeni’nin zihnimizde uyandırdığı intiba ile , bir İrlanda’lının uyandırdığı intiba farklıdır. Olumsuz fikirlerimizin yoğun olduğu milletlerle aramızda geçmişte olumsuz hadiseler cereyan etmiştir. Eğer intibalarımız olumlu ise, yine aynı şekilde, aramızda geçmişte olumlu ilişkiler yaşanmış demektir. Fakat geçmişte hiçbir ilişki kurmadığımız bir milletin ferdi ile yüz yüze gelirsek , pek muhtemeldir ki, ilk intibalarımız olumlu veya olumsuz duyguların ötesinde, nötr durumdadır. Onun hakkında zihnimizde bir kanaat oluşmaya başladıkça, duygularımızda değişir ve nötr durumumuz, olumlu veya olumsuz bir istikamet alır.8
  Tarihin konusu ve ilgi alanı ve malzemesi  geçmiştir; o geçmişte olup bitmiş şu yahut bu şekilde hafızamızda yer etmiş şeyleri  inceler.  Bunların bir kısmı çok canlıdır; bir kısmı ise yaşadığımız andan geriye gittikçe silikleşir. Fakat onların siliklenmiş  olmaları , hiç olmadıkları veya yaşanmadıkları  manasına gelmez;  onlar vardırlar; ne var ki, aramıza uzun bir zaman dilimi girmiş, zihnimizden izleri silinmiş veya hafızamızın  en ucra köşelerine itilmişlerdir. Bu durum,  yanı tarihin ele ladığı konunun bize uzaklığı veya yakınlığı, bizim objektiflik yahut sübjektiflik durumumuzu etkiler. Hafızamızda canlılığını  koruyan, bizi olumlu veya olumsuz, ama mutlaka etkileyen olgular karşısında daha az objektif oluruz. Olgunun cereyan ettiği zaman veya yaşandığı zaman dilimi bizden uzaklaştıkça objektifliğimizin derecesi  de artar:  Nitekim, mesela Osman Bey, Orhan Bey, Sultan Murat, Fatih, Yavuz veya Kanuni’ye bakışımızla, II. Abdülhamid’e yahut Vahdettin’e bakışımızın farlı olması, bu hükümdarların yaptıklarından ziyade, bize yakın bir dönemde yaşamış olmalarıyla yakından ilgilidir. II. Abdülhamid veya Vahdettin Osmanlı’nın son dönemlerinde değil de,mesela  XV. Veya XVI. Asırlarda yaşamış şahsiyetler olsalardı, pek muhtemeldir ki, kendilerine karşı beslediğimiz hislerin niteliği de bugünkünden çok farklı olacaktı.9
 Bugün Türkiye’de olup bitenlerin,kavga konusu haline gelen, milletimizin fertlerinin üzerinde fikir birliği tesis etmekte zorlandıkları ihtilaflı konuların; zaman zaman birbirimizi düşman bloklar gibi görmemize sebep olan tartışma konularının tamamını gözden geçirdiğimizde, bınların hemen hemen hepinin günümüzedünden intikal ettiğini görürüz. O halde,sırtımızda tarihten intikal eden çok ağır bir yük taşıyoruz demektir. Bu yükün gerçek niteliğini bilmediğimiz için de, millet olarak birbirimizle kavga edip duruyoruz. Ekonomik problemler dolayısıyla kavga çıkarıldığını görüyormuyuz? Geçim sıkıntıları yüzünden birbirimize girdiğimiz varit midir? Tıbbi bir mesele yüzünden sokaklara dökülüyor muyuz? Bir matematik probleminin çözümü sırasında farklı yollar ve metodlar takip ettiğimiz için kavga çıkarıyor muyuz?  Elbette hayır. Dikkat edelim: Sosyal hayatımızda gerginliklere sebep olan bütün itilaflı noktalar sosyal bilimlerin ilgi alanlanlarına giren konulardır; dindir,laikliktir,rejim meselesidir,çağdaşlaşmadır,batılılaşmadır,dünyaya bakış açılarımızdır,yaşanan sıkıntılara farklı gözlüklerle bakma alışkanlıklarımızdır… Bunların tamamı,bize dünden intikal etmiştir; dolayısıyla tarihin ilgi alanında bulunmaktadırlar.Oysa bütün bu düşünceler sadece bizim düşüncelerimizdir; Bize öyle olduğu yönünde empoze edilen düşüncelerdir. Deyim yerinde ise beynimizin spekülatif propagandalarla yıkıldığının farkında bile değiliz.Tabiatıyla,bu propagandalara kolayca teslim olmamızın tek sebebi de tarihi cehaletimizdir;Dünde gerçekten ne olup bittiğine dair sağlıklı bilgilerimizin bulunmayışıdır.Bütün bu gerginliklerin sebebi,bizce tektir ve oda sağlıklı bir sosyal hafızaya,sağlıklı tarih bilgisine ve şuuruna sahip olmayışımızdır.10Gerçek tarihçinin anladığı tarihin çerçevesi önceden çizilmemiştir; Varacağı netice başlangıçta bir bir ön görülmemiştir; misyonu,belli bir düşünceyi veya görüşü doğrulamak veya yanlışlamak değildir;vazifesi ideolojilere geçmişten malzeme temin etmek veya onların meşrulaştırılması için dünden seçme veriler derlemek; ihtiyaçlara göre yazılmış reçetelere uygun kılıflar hazırlamak veya sadece arzularımızı tatmin edecek ,hoşumuza gidecek,zevahiri kurtaracak birtakım bilgilere ulaşmak ve bunları taliplisine sunmak hiç değildir.Gerçek tarih,kollarında avunacağımız,hislerimizi tatmin edeceğimiz altın çağlar veya asr-ı saadetler keşfetmeye veya baş ağrıtacak alanları görmezden gelmek,bir daha bunların semtlerine uğramamak için, bu sakıncalı alanların sınırlarını çizmeye çalışmakta değildir.Gerçek tarih,geçmişte kahramanlar veya hainler bulmakla,münhasıran çatışan sınıflar belirlemekle;faydalılar ve zararlılar kategorileri oluşturmakla;kısacası akları ve karaları tasnif edip sergilemekle uğraşmaz. Aksine gerçek tarih olanı ve yaşananı gücü yettiği, verilerin imkan verdiği ölçüde olduğu gibi görebildiği kadarıyla tespit etmeye,ortaya koymaya ve göstermeye çalışır.11

Kaynaklar
1- R.G. Collingwood,Tarih Tasarımı,Çev. Kurtuluş Dinçer,2. Baskı,Ankara,1996,s.40-41,Ayrıca bkz, Hakan Uzun, Tarih Bilimi ve Tarihte Nedensellik,Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi cilt 7, sayı 1, s.3,2006
2- Mübahat S. Kütükoğlu, Tarih Araştırmalarında Usul, s. 4, İstanbul, 1981
3- E.H. Carr, Tarih Nedir?Çev. M.  Gizem Gürtürk, İletişim yay. ,S.37
4- Güvercin Gerdanlığı s. 176
5- Gündüz Vassaf, Türkiye Sen Kimsin? Uçmakdere Yazıları 1,s. 42,İletişim Yay., 2008, İstanbul
6- Gündüz Vassaf, a.g.e., s. 53
7- Gündüz Vassaf, a.g.e., s. 43
8- Prof. Dr. Fahri UNAN, Tarih Nedir? Niçin Çalışılır Ve Kime Bırakılmalıdır? Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, Muhafazakar Düşünce,Bahar 2006, Sayı 8,s.47
9- Prof. Dr. Fahri UNAN,a.g.m., s.48
10- Prof. Dr. Fahri UNAN,a.g.m., s. 52
11- Prof. Dr. Fahri UNAN,a.g.m., s. 58


[ Yazar : İlhan Metinkale | Okunma : 2152 | Tarih: 07.03.2012 ]
         Oy : 0-Puan : 0



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (69 %)
Hayır (30 %)
13 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.18 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3