v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 9
Dün : 57
Toplam : 3365524
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu
Hilal ZEYBEKOĞLU

        Kökleri maziye doğru derinleşen, derununda nice parlak zaferler, büyük olaylar ve büyük insanlar barındıran şanlı bir geçmişin şanslı torunlarıyız. Eğer köklerimizdeki bu derinliği ve nice güzellikleri fark edip ondan faydalanmayı becerebilirsek köklü mazimiz, atimizi ziyadesiyle aydınlatacaktır. Sebep oldukları güzellikleri, zaferleri, büyüklükleri ve bunları meydana getiren şanlı ecdadımızı anlatmaya ciltler dolusu kitap yazsak yinede az gelecektir. Kırık dökük lisanımla ve liyakatsizliğimle bu sayıda bahsetmeye çalışacağım büyüğümüz ise İstanbul'un fethine son ve büyük noktayı koyan şanlı asker, korkusuz yiğit Ulubatlı Hasan olacak…

        Tarih 28 Mayıs 1453, yani büyük fetihten bir gün öncesi… Sultan Mehmed ve mahiyetindeki bahadır askerleri, leventleri Konstantinopolis’i muhasara etmiş durumdaydı. Askerlerde büyük bir heyecan hâkimken, padişah ise hücum öncesi son hazırlıklarını tamamlamakla meşguldü. Hazırlıkları ve ordusunu son bir defa gözden geçirdikten sonra Sultan Mehmed, askerlerine şevk ve heyecan katacak ayetler okumuş ve ardından bir konuşma yapmıştı. Gözler uykusuz, yürekler heyecanlı, diller duada… Padişah günlerdir uykusuz sabahladığı çadırına girdi ve dua edip Rabbisine yalvarmaya başladı: “Ya İlâhî! Bir bölük ümmeti yendirme, düşmanımızı sevindirme, bizi muzaffer kıl!” Çadırın dışında hıçkırıklarla karışık bir ses yükselir:“-Âmin... Âmin...” Bu kimdi? Gecenin bu vaktinde Padişahın çadırı etrafında ne arıyordu? Yerinden kalktı, dışarı çıktı. Hayret... Biraz ileride çimenlere oturmuş genç bir adam, ellerini göğe kaldırmış, biraz evvelki duayı tekrarlıyordu: “-Ya İlâhî! Bir bölük ümmeti yendirme, düşmanımızı sevindirme, bizi muzaffer kıl!” Sultan Mehmed: “-Orada ne ararsız, kimsiz?” diye seslendi. Genç adam oturduğu yerden kalktı: “-Ulubatlı Hasan kulunuzum padişahım... Sizi muzaffer kılması için Cenâb-ı Hakk'a yalvarırım...” dedi. Padişah bu sesi tanıyordu. Babası Sultan II. Murad han zamanın dan bergüzar kalmış bir kahramandı. Ölüme gönüllü giden kimselerdendi. Kızmadı, mülayim bir sesle: “-Var istirahat eyle Hasan, yarın cihad günüdür...” dedi. Ulubatlı Hasan'ın bir ricası vardı. Onun için buraya kadar gelmişti. Vezir Zağanos Paşa onu, ikinci hatta vuruşacak bir müfrezenin başına koymuştu. Hâlbuki o, ilk safta dövüşecekler- le beraber bulunmak istiyordu.

        Arzusunu birkaç cümle ile söyledi. En büyük arzusu şehadet makamına erebilmekti. Sultan Mehmed, bu temiz kalpli bahadıra yaklaştı: “-Bunun bir hikmeti var…” dedi. Ulubatlı Hasan, Padişahtan affını isteyerek uzaklaştı.
         Acaba bu hikmet ne idi? Arkadaşlarının yanına giderken hep bunu düşünüyordu.29 Mayıs Salı günü şafak sökmeden evvel Türk toplarının müthiş tarrakaları surları döverken, borular hücum işaretini vermişti. Biraz sonra hava aydınlanmış, Padişahın muazzam sancağı çıkarılmış, herkesin görebilmesi için semaya doğru çekilmişti. Hücum eden Türk askerleriyle, ümitsizce mukavemet gösteren İmpara- tor Konstantin' in askerleri arasında amansız bir mücadele başlamıştı. Gedikler açılıyor, kapanıyor, davul ve çan sesleri arasında dost-düşman birbirine karışıyordu.
         İlk hatta dövüşenler tam bir muvaffakiyet gösteremiyorlardı. Ulubatlı Hasan, Padişahın “Hikmet” kelimesinden neyi kastettiğini şimdi anlamıştı. Bunlar erimeye mahkûm zayıf kuvvetlerdi. Esas hücumu ikinci safta olanlar yapacaktı. Bununla beraber Hasan, yerinde duramıyor, arkadaşlarına dert yanıyordu. Bütün korkusu, kendisi savaşa katılmadan fethin tamamlanması idi. Vaktiyle babasının şehit olduğu II. Kosova muharebesinde o da bulunmuştu. Bugün de bütün kalbi şehit olmak arzusu ile doluydu. Gözünde ne tımar, ne sancak vardı. Mansıpta asla gözü yoktu. İlk hatta dövüşenler yavaş yavaş erimiş, sıra ikinci hatta gelmişti. Ulubatlı Hasan artık yerinde duramıyor: “-Vezirler daha ne beklerler, bize neden müsaade etmezler?” diye arkadaşlarına soruyordu. Nihayet hücum emri verildi. Hasan ve arkadaşları surlara doğru koşmaya başladılar. Surların üstünden ağlı paçavralar, oklar atılıyor, duvara çıkmaya imkân vermiyordu. Hendekler şehitlerle dolmuştu. Ulubatlı ve arkadaşları düşman ateşine fedakâr göğüslerini siper ederek kale duvarına tırmanmaya çalışıyorlardı. Bu yüzden, mevcutlarının yarıdan fazlasını kaybet- mişlerdi. Fakat düşenin yerini bir başkası alıyordu. Bir ara surlarda akisler yapan bir nara duyuldu:-Ne durursuz şahbazlarım, atılın aslanlarım! Bu, Sultan Mehmed'in sesiydi. Hasan kendinden geçmişti. Zevkine doyulmaz bir heyecanla ileri atıldı. “:-Vurun kardaşlarım, Allah için vurun!”

        İşte Sultanın da sancakları ateş hattına kadar gelmişti. Onların gölgesinde dövüşmekten, şehitlik mertebesine ulaşmaktan büyük mertebe ne olabilirdi? Hasan muradına nail oldu. Şahinler gibi tırmanarak surlardan birine çıktı. 32 arkadaşı da arkasından geliyordu. Ok yağmuru altında bayrağı dikti. Üzerine gelenlere sağ elindeki kılıcı ile mukabele ediyor, sol eliyle bayrağı tutuyordu. Vücudu delik deşik olmuş- tu. Artık, kendisine bunca meydanlarda zafer bahşetmiş ola baba yadigârı kılıcı sallayamıyor, fakat tek eliyle bayrağa sarılmış, onu bırakmıyordu. O civarda bulunan bütün Yeniçeriler coşmuştu:“Allah... Allah...” sadalarıyla ileri atılıyorlar Ezan-ı Muhammedî okuyarak ateşe giriyorlardı. Bayrağı indirmemek, biraz sonra düşecek olan Ulubatlı Hasan'ın yerini boş bırakmamak lazımdı. Hasan, bayrağı öpmek istiyormuş gibi son takatini sarf ederek doğruldu, sonra birden surların üzerine düştü.
O, artık son arzusuna nail olmuş, şehitler kervanına katılmıştı. Çok genç yaşta şehitlik rütbesini kazanan Ulubatlı Hasan'ın vücuduna 27 ok saplanmıştı. Arkadaşları bu okları çıkardılar ve bu mübarek şehidi Fatih'in huzuruna götürdüler. Sultan Fatih'in, İslam'ın bu bahadır evladına dua ettikten sonra şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ulubatlı Hasan'ım! Ne kadar şanlısın. Eğer sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim!”

        Fethedilemez denen bir şehri fetheden bir kumandan ve onun şanlı askerleri… Padişah 21 yaşında, surlara sancağı diken şanlı asker Ulubatlı Hasan 25… Bugün birçok anne babanın çocuk gördükleri yaşlar. Henüz hayatlarının baharlarındalar ama o baharların ufukları geniş, hedefleri büyük.

        Peki ya bugün gençlerimizde ahval ve gidişat nasıl dersiniz? Birçoğu üniversite kapısından girmek için uğraşırken, birçoğu da iş bulma derdine düşmüş. Bir kısmını da alkol ve uyuşturucu bataklıkları gözler vaziyette. Kimini ise TV esiri altına almış, onları her şeyleriyle etkilemekte. Tamamen umutsuz bir tablo çizmek elbette doğru değil. Üstün başarı ve gayretler sarf eden, güzelliklerin altına imzalarını atmış, başarılı gençlerimiz de var elbet. Gençlerimizin önünü açmak, onlara güzel hedefler göstermek zorundayız. Bu önce anne ve babayla başlayıp, toplumun da desteğiyle devam ettirilecek bir süreç. Bu süreçte çocuklarımızın ve gençlerimizin modellere ihtiyacı olacak, onların ihtiyaç duyacağı modeller ise çok uzağımızda değil. Geçmişimize dönüp bir baksak onlara model olabilecek ne Fatihler, ne Hasanlar, ne Yıldırımlar, ne Yavuzlar ve daha nicelerinin var olduğunu göreceğiz. Ama önce bizler onlarla çok daha yakından tanışmalı ve onları çocuklarımıza sevdirmeliyiz. Çocuklarımız, gençlerimiz TV de izledikleri yabancı kaynaklı programlarda ki ya da yerli olup da uygunsuz işler peşinde koşan modelleri vb. örnek almamalılar. En başta ve sonra toplum olarak onların sorumluluğunu taşıyoruz. Ne dersiniz, artık onları Fatihlerle, Hasanlarla tanıştırmanın vakti gelmedi mi?


[ Yazar : Hilal ZEYBEKOĞLU | Okunma : 3003 | Tarih: 31.05.2010 ]
         Oy : 1-Puan : 5



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (69 %)
Hayır (30 %)
13 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.13 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3