v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 10
Dün : 74
Toplam : 3373222
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
COLERAİNE ULSTER ÜNİVERSİTESİ HEIRNET ULUSLARARASI TARİH KONFERANSINDAN İZLENİMLER
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   COLERAİNE ULSTER ÜNİVERSİTESİ HEIRNET ULUSLARARASI TARİH KONFERANSINDAN İZLENİMLER

COLERAİNE ULSTER ÜNİVERSİTESİ  HEIRNET ULUSLARARASI TARİH KONFERANSINDAN İZLENİMLER
                                                          Hiçbir gerçeklik kendimiz hakkında edindiğimiz şuur için
                                                          Tarihten daha fazla zorunlu değildir.
                                                          Bize en geniş insan ufkunu kazandıran tarihtir, hayatımızı                
                                                          kurmaya muktedir ananevi değerleri bize aktaran tarihtir.
                                                          Halıhazırda uygulanacak normları bize gösteren tarihtir.
                                                          Tarih çağımıza karşı şuuruna varmaksızın içinde bulun-
                                                          duğumuz bağımlılık halinden bizi kurtarmakta ve bize 
                                                          İnsanın en üst imkanlarını ve unutulmaz yaratılışlarını
                                                          görmeyi öğretmektedir.

                                                                                                                       Karl Jasper
     Kuzey İrlanda’da bulunan Coleraine şehrinin  Ulster Üniversitesinde Heirnet tarafından 14-16/09/2009 tarihlerinde uluslararası Tarih konferansı düzenlendi. Bu konferansa Türkiye’den Erciyes Üniversitesi, KTÜ , İngiltere’nin  West of England Üniversitesi ve Avrupa Tarih Öğretmenleri Birliği’nin  ( Euro Clio)  ortaklaşa yürüttüğü çok kültürlü Avrupa’da tarih ve sosyal bilgiler eğitimi ve aynı zamanda Türkiye’de sivil toplumun güçlenmesi için yapılan proje çalışmaları kapsamında akademisyen ve öğretmenlerden oluşan 12 kişilik bir ekip katıldı. Ayrıca, bu tarih konferansına ODTÜ ve  Niğde üniversitelerinden akademisyenler de katıldı. Uzun bir yolculuktan sonra İngiltere’nin Birmingham şehrine, daha sonra Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’a , oradan Ulster Üniversitesine geldik. Bizimle beraber  İngiltere, Portekiz, Yunanistan, ABD, Brezilya gibi ülkelerden tarih konferansına gelen akademisyenlerin ve öğretmenlerin Ulster üniversitesinde hazır bulunduklarını gördük. Konferansı düzenleyen Heirnet yetkilileri bizleri büyük bir hüsnü kabulle karşıladılar.
    Konferans için Ulster üniversitesinin salonlarından birinde toplandık. Toplantı açılış konuşmasını Unesco Merkezinde vekil yöneticilik yapan  Dr. Derick Wilson yaptı .Dr. Wilson kısa süren konuşmasında 21. yüzyılın tarih anlayışının oluşmasının önemi üzerinde durarak; Tarih bizleri ayıran bir öğe olmaktan öte birleştiren bir değer olmalı, Tarih bizlere umut, bilinçlilik ve akıllılık vermelidir. Tarih, politik olarak kullanıldığında sorunlar ortaya çıkmakta ve bu durum insanları huzursuz ve kargaşalık veren olaylara itmektedir. Elbette ki tarih huzursuzlukları ortadan kaldıran bir anlayış olmalıdır.Tarih günümüzdeki insanlar arasında barışçı değerleri güçlendirecek en önemli konudur.Dr. Wilson’un bu anlamlı konuşmasının ardından Konferansa geçildi.
    İlk sunumu Yunanistan’dan gelen sosyal bilgiler öğretmeni Eleni Apostolidou; Yunanistan’da ortaokul öğretmenlerinin geçmişin bakış açısıyla tarih disiplini arasındaki ilişkileri üzerine verdi. Eleni Apostolidou; Yunanistan’da Tarih disiplini anlayışının klasik tarih eğitim anlayışıyla modern tarih eğitimi anlayışının mücadelesine sahne olduğunu, Modern tarih eğitiminin yerleşmesi için büyük gayretler sarf edildiğini, ancak geleneksel anlayışın ülkesinde şu sıralar daha baskın olduğunu, bu nedenle klasik eğitim anlayışının sürdüğünü belirtti. Yunanistan’da yapılan anketlerde halkın yüzde 74’ünün tarih eğitim anlayışını eleştirdiğini ve öğretici bulmadığını dile getirdi. Geleneksel tarih bakış açısının hala güçlü olmasının altında bağımsızlık savaşı, Balkan savaşları, İç savaş ve Kıbrıs gibi tarihi konuların gerçekçi değerlerden ziyade duygusal anlayışla ele alınmasının etkili olduğunu belirtti. Tarih eğitiminde geleneksel bakış açısıyla tartışmalı tarih konularının Yunanistan’da tarih eğitimini güçleştirdiğini, bu konuların tartışılmasının bile toplumsal kargaşalıklara neden olduğunu vurguladı.
   Portekiz Mincho üniversitesinden konferansa katılan  İsabel Barca ve Claudia Amaral  sunumlarını milletler arası bir yol olan ipek yolundan hareketle geçmişteki faklı versiyonlara, Portekizli öğrencilerin bakışlarını sergileyen bir araştırmayı sundular. Bu araştırmaya Portekiz’den yaşları 14 ile 16 arasında olan 37 öğrenci katıldı. İsabel Barca, tarihteki farklı yorumların sebeplerini anlatım, bilinç, farklılık, hakimiyet , doğallık gibi başlıklar altında sıraladı.Öğrencilere ipek yolunu anlatmak için harita,ansiklopedi,seyahatnameler gibi değişik kaynaklar verildi.İpek yolunun geçtiği ülkeler ve şehirler incelendi. Bütün bu çalışmalardan sonra öğrencilerin ipek yoluyla ilgili fikirleri alındı. Claudia Amaral, ipek yolunun değişik toplumlarda farklı değerlendirmeleri ortaya koyabilir. Batı ve Doğu ülkelerinin ipek yoluna veya diğer tarihi olaylara verdiği anlamlar farklılaşabilir. Uzun bir yol olan ipek yolunun farklı millet ve kültürleri kucaklamakta, kültürel etkileşim gibi özellikleriyle tarihte farlılıklardan ziyade benzerlikler olduğunu vurgulamaktadır. Portekizli öğrencilerden  15 yaşında olan Cristiana ipek yoluyla ilgili, aynı konuyu ifade etmek için çok kavram var. Bundan dolayı bizler aynı tarihi olayları değişik şekillerde ifade edebiliriz sonucuna vardığını yazdı. Claudia Amaral, bu çalışmanın sonucunda öğrencilerden aldığı veriler ışığında tarihin farklı yorumlanmasında  ve anlamlandırılmasında anlatım. Bilgi ve doğallığın yüzde 10 civarında etkili olduğunu, en büyük farklı yorum sebebinin yüzde 70 oranıyla hakimiyet mücadelesinden kaynaklandığını, öğrencilerinde hakimiyet mücadelesiyle ilgili konuları daha kolay öğrendiklerini belirtti.
    Bristol Üniversitesinden Kate Hawkey, tarih ve tarihi olaylarla ilgili anıların sınıf ortamında anlatımıyla ilgili yaptığı sunumunda; globalleşme,ulusal kimlik,etnik kimlik, sosyal durum gibi günümüz gerçekliklerinin ışığında sınıf içersinde tarih dersleri işlenirken dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durdu. Kate Hawkey; tarihin sadece sınıf ortamında öğrenilen bir konu olmadığını, öğrencilerin okul dışında tarihle ilgili, özellikle sözlü bilgiler aldıklarını, bu bilgilerin sınıf içersinde anlatılan tarihi bilgilerle çelişebileceğini ifade etti. Okul dışında ailenin, sosyal çevrenin ve toplumun verdiği bilgiler öğretmen tarafından bilinmelidir. Etnik kökenli ailelerin verdiği tarihi bilgiler çocuklar için çok kavrayıcı olabilmektedir. Tarih eğitimi yapılırken çocuklar ne bilir ve ne anlar sorusuyla hareket ettiğimizde; kahramanlar, kurbanlar, medya kaynaklı haberler, alınan haklar, yapılan haksızlıklar, siyasi olaylar, köleler, peygamberler, Yahudiler gibi konuların öncelikli olduğunu görmekteyiz. Çocukların anne ve babalarının anlattıkları tarihi olayları daha iyi kavrama kabiliyeti gösterdiklerini ancak bu durumun okulda anlatılan tarihi bilgilerle uyuşmayabilecek bilgiler olabileceğini, öğretmenin bu gibi durumlarda çok incelikli bir metod kullanarak gerçek tarihi bilgileri anlatabilmenin gayretini göstermesi gerektiğini belirtti. Elbette ki günlük meseleler sınıf içersine bir şekilde yansımaktadır. Bizler böyle durumlarda son derece bilinçli hareket etmeliyiz.
    Brezilya’dan Maria Schmidt, Brezilya gençliğinin tarih bilinci ve tarih anlatımı üzerine bir sunum yaptı. Maria Schmidt, Brezilya’da tarihin diğer ülkeler gibi canlı bir konu olduğunu, kendilerinin Brezilyanın değişik kesimlerinde tarihin ülke gençliği üzerindeki etkisini incelediklerini belirterek; güçlü anlatım, zengin materyal kullanımı, farklı anlatımların analizi gibi çalışmaların ülkelerinde gençlik üzerinde tarih bilincini geliştirdiğini. Aynı anlatımların aynı sonuçlara götürmediğini, gözlemleyerek  ve keşfederek öğrenmenin daha kavrayıcı olduğunu, çalışma gruplarının öğrencilerin anlatım ve ikna kabiliyetlerini geliştirdiğini, bilimsel metodların tarih eğitiminde kullanılmasının öğrencilerin önyargılı, düşmanca ve istenmeyen davranışlarının önüne geçtiğini, daha saygılı, hoşgörülü ve anlayışlı bir kişiliğe
kavuştuklarını belirtti.
    Londra Üniversitesinden  Arthur Chapman, arşiv kaynaklarının ders ortamında kullanılma-sının tarih öğretimine etkisini izah eden sunumunda; Arşiv belgelerinin ve diğer tarihi belgeleri tarih ders ortamında gösteriminin tarihin iyi bir şekilde anlaşılmasında ikna edici bir yeri vardır. Arşivleri kullanarak geçmişteki olayların nedenlerini ve yapılarını gerçekçi biçimde ortaya koyabiliriz. Fotoğraflar, filmler, mektuplar, anılar vb. kaynaklar etkili ders işlenişinin anahtarlarıdır. Böyle bir ders işlenişi öğrencilere 400-500 kelimelik yorum kabiliyeti kazandırmaktadır. Öğretmen tarihi konuların iyi anlaşılmasını sağlamak için bütün düşünceleri kapsayan belgeleri sınıfa getirmelidir. Lehte olsun aleyhte olsun bütün düşünceler ortaya konulmalıdır. Tarihçilerin farklı düşündükleri gibi öğrencilerde farklı düşünebilirler.
Bütün kaynakların ortaya konulması tarihi olayları ve fikirlerin iç yüzlerini daha belirgin bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Tarih öğretmeni dersin çok yönlü işlenmesinde sınıfına iyi bir tartışma ortamı sağlamalıdır. Robert Chapman, Tarihi olayların yaşandığı dönemlerdeki şartların göz önüne alınarak ders işlenişinin kalıcı bir öğrenim sağlayabileceğini belirtti.
    Portekiz Mincho Üniversitesinden Helena Verissimo, Tarih sınav sorularının öğrenci gözüyle incelenmesi adlı sunumunda; Değişen dünya şartları tarih eğitimindeki yöntemleri de değiştirmiştir. Öğrencilerimizin günümüzdeki tarih sınav sorularına yaklaşımlarının düğümlendiği noktalar soruların yoruma açık olması, karşılaştırmalı, olayların tüm neden ve sonuçlarını analiz eden, önyargılardan uzak, gerçekçi,  karşı tarafın olaylara yaklaşımlarını dikkate alan sorular olması gerektiğini belirtti.
   İngiltere  Plymouth Üniversitesinden  Linda Lavelle, Batı Somerset maden demiryolu hattının tarihi, coğrafi ve sosyal anlama becerileri üzerindeki etkisini anlatan sunumunda; Tarihi çevre gezilerinin, tarih eğitiminde kullanılan bir yöntem olduğunu dile getirerek, Batı Somerset maden demiryolunun  yapılmasının bölgenin kalkınmasında önemli bir rol oynadığını, buralara değişik bölgelerden gelen işçilerin kültürlerini de getirdiklerini,sosyal kaynaşmaların yaşandığını, ekonomik canlılığın oluştuğunu, maden demiryoluna gezi düzenlenerek öğrencilere demir yolunun nasıl yapıldığı konusunda bilgilerin verildiği, karşılaşılan sorunların neler olduğu ve bu sorunların nasıl aşıldığının anlatıldığı, öğrencilerin sorularının cevaplandırıldığını. Tarihin kavranmasında çevre gezilerinin etkili öğretim metotlarından biri olduğunu vurguladı.
    Portekiz Mincho Üniversitesinden  Helena Pinto ve İsabel Barca,tarih eğitimi ile  tarihi miras eğitimi arasında bir köprü kurabilmek adlı sunumlarında , tarihin kültürü kuşaktan kuşağa aktaran bir ders olduğunu,bilinçli ve sistemli çalışmaların toplumun kimliğini çocuklara aktarmada etkili olduğu. Tarih dersinin işlenişinde kültürel öğeler ve değerlerin belirleyici özellikler taşıdığı, bu durumun kişisel ve grup davranışının oluşumunu sağladığını belirttiler.Tarih dersi aynı zamanda bir miras eğitimidir. Helena Pinto ve İsabel Barca Portekiz’in kuzeyinde tarih eğitimiyle tarihi mirasın kavranmasına yönelik 26 sorudan oluşan bir araştırma yaptılar. Bu araştırmanın sonucunda, tarihi mirasın öğrenilip kavranmasında aktivitelerin önemli bir yer tuttuğu,öğrencilerin film izlemelerinin,anıtları görmelerinin,endüstri,tekstil vb. mekanları ziyaret etmelerinin kişiliklerinin gelişiminde etkili olduğu ,seçilen aktivitelerin çocuklara soru sorma fırsatı verdiği, Tarihi yerlere yapılan ziyaretlerin geçmişteki kültürel yaşayışı,ekonomik, sosyal yaşayışı kavrama noktasından önemli olduğu, yerel ve çok kültürlü kimlik açısından konuya yaklaşıldığında, öğrencilerin yerel kimliklerini vurgulama ve koruma konusunda çok hassas oldukları gözlenmiştir. Öğretmen geçmişi iyi anlatabildiği gibi geleceğin rehberi de olmalıdır. Tarihi olduğu gibi öğretmek tarihi mirası devralan nesilleri önyargılardan korur. Tarihi mirasını iyi bir şekilde öğrenen bir çocuk, kültürünün en iyi koruyucusu olur.
    ODTÜ Erinc ERDAL, konferanstaki sunumunu Erken Cumhuriyet Döneminde ulusal kimliğin oluşmasına yönelik tarih politikaları üzerine verdi. Erinc ERDAL; Yeni ulusun kimliğinin cumhuriyet ideolojiyle şekillendiğini, Atatürkçü modern sistem ışığında sekuler temelli bir ulus inşa etme üzerine odaklandığını, medeni ülkeler seviyesine çıkma ve onları da geçme idealinin esas alındığını, İslam ve Osmanlı geçmişin törpülendiğini, tarihin Orta Asya temelli oluşturulduğunu, Tarihi çağların Bronz çağından başlatılarak Anadolu üzerinde kurulan medeniyetlerin takipçiliğini de benimsediğini, Türklerin Dünya tarihine olan katkılarını araştıran çalışmalar yapıldığını. Erken cumhuriyet döneminde Türk Tarih ve Dil kurumlarının kurulması, Güneş Dil Teorisi gibi çalışmaların altında yeni bir tarih düşüncesinin oluşturulması amacıyla yapıldığını vurguladı.
    Niğde Üniversitesinden Erkan DİNÇ, Yeni Türk Tarih Eğitim Sistemini anlatan sunumunda, Türkiye’de tarih eğitimi anlayışı geçmişle günümüz arasında kıyaslandığında; derslerin değişik materyallerin kullanılmasıyla zenginleştiğini, eleştirisel düşünme ve kavrayıcı düşünme anlayışının geliştiğini, bilgi yüklemekten ziyade hüner ve beceri geliştirmeye yönelik gösterimler, geziler, gözlem ve yorum yapabilme gibi yöntemlerin kullanılmasıyla tarih derslerinin daha ilgi çekici hale geldiğini vurguladı. Erkan DİNÇ, Türk tarih eğitimindeki değişikliği iki örnek ışığında gösterdi. Bunlardan birincisi bir turizm broşürü hazırlayın ve ikincisi Abbasi halifelerinden herhangi birinin biyografısini hazırlayın. Bu araştırmalarda öğrencilerin ezberci davranmaktan ziyade değişik kaynakları kullanarak kendilerine verilen ödevleri eski dönemlere kıyasla daha bilinçli bir şekilde yerine getirdiklerini anlattı.
    Erciyes Üniversitesinden Mustafa ÖZTÜRK ve  İngiltere  The West of England Üniversitesinden Penelope Harnett, öğretmenlerin ve eğitimcilerin gözüyle çok kültürlü tarih ve sosyal bilgiler eğitimi konusunda bir sunum yaptılar. Çok kültürlü tarih ve sosyal bilgiler eğitimi birçok fedekarlığı gerektiren bir konu. Çok kültürlü eğitimi gerçekleştirmek için İngiltere ve Türkiye üzerinde yapılan anket çalışmalarında öğretmenlerin yüzde 59’u çok kültürlü eğitimin Ulusal eğitim anlayışından daha zor bir konu olduğunu vurguladılar. Yüzde 45’lik bölümü de özellikle Avrupa ülkelerinde öğrencilerin çok kültürlü eğitim konusunda cesaretlendirilmeleri gerektiğini dile getirdiler. Öğretmenler ve eğitimciler okullarda tarih eğitiminde vurgulanması önemli olan konularda her soru üzerinde yaptıkları değerlendirmelerde;  yüzde 83 bölünmüş değerlere saygı, yüzde 71 hoşgörü, yüzde 64 eleştirisel düşünme, yüzde 60 çok yönlü bakış açısı gibi değerlerin tarih derslerinde aktif olarak işlenmesinin çok kültürlü tarih ve sosyal bilgiler eğitimine ivme katacağını belirttiler.
    Karadeniz teknik Üniversitesi Tarih  Bölümünden konferansa katılan Semih AKTEKİN, Türk ortaöğretim öğrencilerinin gözüyle Türkiye’de tarih eğitimi adını taşıyan sunumunda Türk öğrencilerinin aldıkları tarih eğitimine yönelik düşüncelerini istatistiksel verilerle anlattı. Semih AKTEKİN, Bu çalışmaya Türkiye’de Ankara ve Bitlis gibi iki farklı şehirde 320 öğrencinin katıldığını belirtti. Tarih eğitiminin temel olarak neyi öğretir  sorusuna öğrenciler yüzde 40’ı  genel kültür konularını, yüzde 32’si vatan ve milletimizle ilgili değerleri, yüzde 7’si üniversite sınavı ile ilgili konuları, Yüzde 4,37’si ise beceri ve kabiliyetle ilgili konular cevabını verdiler. Öğrencilerin en fazla sevdikleri tarih ders konularının sıralamasında Osmanlı tarihi yüzde 29, Türk Kurtuluş savaşı yüzde 29, Eskiçağ uygarlıkları yüzde 19, Dünya ve Avrupa tarihi yüzde 16, Selçuklu tarihi yüzde 6 oranında sıralandı. Türkiye’de öğrencilerin tarih eğitimine yönelik önerileri sorusuna  yüzde 30 daha fazla gezi yapılması, yüzde 26 değişik tarih öğretim metotlarının kullanılması, yüzde 19 gösterimlerin (slayt,vcd,belgesel gibi) daha fazla olması, yüzde16 tarih derslerinde günümüzle bağlantıların kurulması , yüzde 13 ise öğrenci merkezli eğitime daha fazla ağırlık verilmesi yönündeydi.    
    Erciyes Üniversitesinden Cevdet KIRPIK; 2000’lı yıllardan itibaren Türk tarih eğitim anlayışında öğretmen gözüyle tarih ve sosyal bilgiler eğitiminde meydana gelen değişiklikleri içeren bir sunum yaptı. Cevdet KIRPIK, bu çalışmalarını Trabzon ve Kayseri’de öğretmenlerle yaptıkları etkinliklerde şekillendirdiklerini, öğretmenlerin eski eğitim sisteminden yeni eğitim sistemine geçerken bazı güçlüklerle karşılaştıklarını, ezber eğitim anlayışını yıkmak için çok zorluk çektiklerini, sınıfların kalabalık oluşunun yeni eğitim sistemini güçleştiren en büyük engel olduğunu belirttikten sonra öğretmenlerin yüzde 87’sinin yeni öğretim metotlarını beğendiklerini vurguladı. Öğretmenler yeni öğretimle ilgili yaptıkları değerlendirmelerde;bilgi vermek yerine bilgileri değerlendiren bir yapısının olması,öğrencileri daha aktif hale getirmesi,tartışma ve eleştiriye ağırlık vermesi, daha farklı tekniklerle ders işlenmesine uygun olması, araştırmayı teşvik etmesi,kıyaslama ve karşılaştırma yöntemlerini benimsemesi,ders çalışma kitaplarının olması, öğretmen merkezinden öğrenci merkezine geçmesi,farklı bakış açıları ve farklı kavrayış yöntemleri getirmesi, görsel kaynakları etkin kullanması, proje ve performans çalışma sistemi getirmesi gibi yenilikler olduğunu anlattı.
    Erciyes Üniversitesinden Sosyal bilimler Eğitim Bölümü dekanı Prof. Dr. Abdullah SAYDAM, tarih ve politika konusunda yaptığı sunumunda 1935 ile 1936 yıllarında sovyetler birliğinde ünlü tarihçi Lutchenko tarihi proleter tarih ve burjuva tarihi olmak üzere ikiye ayırmıştı. Stalin döneminde popüler tarihçi olan Lutchenko Kruşcev döneminde gözden düşmüş ve şarlatan ilan edilmişti. Bu durum bizlere insanla ilgili her şeyin soyut olmasından dolayı politik olarak kullanılmaya elverişli olduğunu gösteriyor.Kömünistlerin, Nazilerin, Faşistlerin bir tarih anlayışı oluşturduklarını biliyoruz. Eski Sovyet liderlerinden Kruşcev bir sözünde, tarihçiler çok tehlikelidir. Her şeyi istedikleri gibi evirip çevirirler.Bizim onları kontrol altına almamız gerekir  demişti. Bu durum bizlere tarihin sevilen bir konu olduğu kadar korkulan bir konu olduğunu da gösterdiğini fark ediyoruz. Sovyet Rusya dağıldıktan sonra Rusya, Macaristan, Polonya, Çekoslavakya gibi ülkelerde  tarih kitapları yeniden yazıldı.Tarih eğitim metotları değiştirildi.O dönemde Türkiye’de de benzer etkilerin olduğu söylenebilir.Ülkemizde Osmanlı döneminde Hanedan tarihi öğretilirken, Cumhuriyet ilan edildikten sonra farklı bir tarih anlayışına geçildi.Türk Tarih Tezi olarak bilinen bir tarih anlayışı oluşturulmaya çalışıldı. 1980’lerde ülkemizde Türk-İslam sentezi tarih anlayışı olarak kullanılmaya başlandı. Bunun sebebi, Kıbrıs Barış Harekatı sonucunda Nato ülkelerinin Türkiye’ye uyguladıkları haksız ambargoya duyulan tepkiydi. Hepimiz Dünyada soğuk savaş döneminde neler yaşandığını biliyoruz. Dünya ikiye bölünmüştü. Doğal olarak tarih anlayışı da ikiye bölündü. Bu bölünme Türkiye’de kendisini şiddetle hissettirmişti.1980’lerden önce Türkiye sağ ve sol olmak üzere iki keskin gruba bölünmüştü. Hatta kelimeler bile bölünmüştü. Bu bölünme sınıflara yansımış ülke gündemini öğrenci kavgaları kaplamıştı. Öğrenciler derslerde öğretmenlerinin siyasi görüşüne göre davranmak mecburiyetiyle karşı karşıya kalmıştı. Bütün bunlardan çıkarabileceğimiz sonuç tarih normal akışında seyretmeyip politikaya alet edilirse bu durumun insanlara iyi örnek olamayacağıdır.

    ABD Kentucky Üniversitesinden konferansa katılan Linda Levstick, sunumunu öğretmenlerin bakış açılarına göre yaşanılan çevrenin tarihi ve sosyal özelliklerinin gündelik yaşam içersindeki anlamları üzerineydi. Linda Levstick, yaşanılan çevrenin tarihi ve sosyal içerikli yönlerini görmek her seferinde aynı değerler üzerinden farklı kavrayışlara ulaşmamızı sağlar. Dağları ve kırları gezmek, aynı müzikleri ve folkloru defalarca dinleyip izlemek tarihi ve kültürel hatırlatma yöntemlerinin en etkililerindendir. Tarihte buralarda yaşanılanlar her seferinde cevaplanan bir sorunun karşılığı olur. Örneğin Doğu Kentucky’de bir kömür ocağının açılması insanların yaşamını değiştirmiştir. Açılan kömür ocağına değişik bölgelerden işçiler geldi. Ekonomi canlandı, yaşam renklendi. Doğal yaşama zenginlikler ve farklı yaklaşımlar girdi. Şu unutulmamalı ki, tarih için en önemli ve etkileyici kaynak bizzat insanların yaşadıkları kendi çevreleridir. Bizler farklı çevrelere ve farklı yapılara baktığımızda geçmişe günümüz arasında mukayese yapabilmekteyiz. Tarih anlayışında politik, ekonomik, bağımsızlık, marşlar, şarkılar, bayramlar ve festivaller gibi tarihi anıları canlandırabilecek olayların büyük bir  rolü var. Bütün bu etkinlikler tarihin bir zincir halinde günümüze yansımasıdır.
       Ev sahibimiz Ulster Üniversitesinden Alan Mc Kully ve Alison Montgomery sunumlarını karşı tarafın hassasiyetleriyle tarih dersinin işlenişinde Kuzey İrlanda örneğiydi. Alan Mc Kully, çalışmaları için Kuzey İrlanda’nın değişik şehirlerinden Katolik ve Protestan olan 22 öğrenciyle bu çalışmayı yaptıklarını, her iki kültürün özelliklerini öğrencilere anlattıklarını, sorunların nedenleri ve çözüm önerileri konusunda fikir yürütmeleri istendi. Bizler aramızdaki sorunları  daha yapıcı bir şekilde çözebilme, İki taraf arasını düzeltmek için yapılan çalışmaların sonuçlarını analiz edebilme gibi önceliklerden hareket ettik. Bu çalışma sonucunda öğrenciler şu kanaatlerini dile getirdiler; dini anlayışımızın farklı olması bizleri bölen bir faktör. Bizler birbirimize olan bakış açımızda gerçekçi olmaktan ziyade sözlü olarak bizlere anlatılan ve düşmanlık vurgulayan ifadelerle karşı tarafa olan bakış açımızı oluşturduğumuzu fark ettik. Ancak gerçekçi bir biçimde karşı tarafa baktığımız zaman düşmanlıktan ziyade kalıcı dostlukların daha yakın olduğunu anlayabiliyoruz. Toplumumuzda çözülmez bir düğüm gibi duran sorunların samimi bir biçimde ele alındıklarında kolayca çözülebileceklerini keşfettik.
    Londra Üniversitesinden Stuart Foster ve Jonathan Howson sunumlarını İngiliz ortaokullarında Yahudi soykırımının (holokost) teori ve pratikte öğrenimi üzerine yaptılar. Amaçlarının soykırımın tarihi iç yüzüne bakarak bir daha Avrupa üzerinde böyle bir olayın meydana gelmemesi için gerekli bilinci oluşturmak olduğunu belirttiler. Bu konu incelenirken İngiltere’nin değişik bölgelerinden 28 öğrenciyle mülakat yapıldı. Öğrencilerin yüzde 55’i soykırımın öğretilmesini anlamlı bulurken yüzde 25’i anlamlı bulmadıklarını ifade ettiler. Öğrencilere soykırım hangi derste öğretilmelidir sorusu sorulduğunda, öğrencilerin yüzde 60’ı tarih dersi seçeneğini işaretlerken, yüzde 30’u din dersi seçeneğini işaretledi. Soykırımın hangi yaşlar arasında öğretilmesinin doğru olacağı sorusu yüzde 88 oranıyla 9-13 olarak işaretlendi.Jonathan Howson, holokost konusu anlatılırken öğrencilerin  endişe ve korku dolu bakışlarla dersi izlediklerini, konu ile ilgili filmlerin,kitapların,anıların,internetin takip edilmesinde ise çok tedirgin olduklarını ifade etti.
    Portekiz Mincho Üniversitesinden Julia Castro, Cape Verte ve Portekiz öğrencilerinin tarih eğitiminde çok kültürlü yaklaşımlar konusundaki düşüncelerini anlatan bir sunum yaptı. Julia Castro, soğuk savaş sonrasında ülkesindeki insanların korkularını ve kaygılarını bir tarafa bırakıp diğer milletlerin kültürlerini.tarihlerini ve yaşam tarzlarını öğrenme konusunda  merak sahibi olduklarını belirtti.Portekiz ve Cape Verte’den öğrencilerin düşünceleri karşılıklı olarak gösterildi. Bunlardan ilki Portekizli bir öğrenci olan 16 yaşındaki Claudia; II. Philip döneminde İspanyollar bizlerin komşusuydu, daha sonra Fransızlar ülkemizi ele geçirmeye çalıştılar ama başarılı olamadılar. İkinci Dünya savaşı sırasında Yahudiler ülkemize sığınmacı olarak geldi. Tarihe baktığımızda Portekiz’i Alanlar, Vizigotlar, Romalılar, Müslümanlar Hükümran olarak yönetmiş .Bizler bugün karışık dinlerin ve kültürlerin ülkemiz üzerinde yaşadığını görmekteyiz. Bütün bunlar bizlerin çok kültürlülüğe açık bir toplum olduğumuzun işaretidir. Sorgulamamız gereken şu, bu kültürler bizler için olumlu bir etki midir yoksa olumsuz bir etki mi veya bunlar tarihte sıklıkla meydana gelen olgular mı? Günümüzde de ülkemize değişik milletlerden insanlar gelmektedir. Yerel ve ulusal kültürümüzü koruma kaygısı taşımamız doğal ama bunu nasıl yapacağız. Dünya yerinde durmuyor ki. Cape Verte’den 15 yaşında bir öğrenci olan Silvana; Cape Verte adalarına ilk olarak Portekizli denizciler geldi. Portekizli denizciler buralara Afrika’dan köleler getirdiler. Portekizliler köleleri kendi işlerinde kullanıyorlar ve onlara baskı yapıyorlardı. Bu durum ülkemizde isyanlara neden oldu, bağımsızlığımızı kazanana kadar savaştık. Şimdi bağımsız ve gelişen bir ülkeyiz. Ülkemize turistler tatillerini geçirmek için geliyorlar. Daha iyi yaşam koşulları isteyen insanlardan ülkemize gelenler de var. Julia Castro, bütün bunlar çok kültürlü bir dünyayı paylaştığımızın belirgin bir göstergesi olduğunu söyledi.
    İngiltere Cumbria Üniversitesinden Hilary Cooper sunumunu Rus halk hikayelerinin Çağdaş  İngilizce versiyonuyla sözlü tarih anlatımında kullanılması  üzerine verdi. Hilary Cooper, Halk hikayelerinin günlük yaşamdaki kullanımı çocuklara günümüzle geçmiş arasında bağlantı kurma becerisi ve mukayese etme yeteneği kazandırabilir. Çocuklar halk hikayelerindeki kahramanları kendi kişilikleriyle özdeşleştirebilirler.. Halk hikayelerinin genel temaları yardımseverlik, acıma, kötü niyetli insanların verdiği acılar, fakirlik, yoksulluk, zengin insanların kötümser düşünceleri, akıllı ve bilinçli davranma, insanlık sevgisi gibi verilmesini istediğimiz davranışlardır. Özetle, Rus halk hikayeleri ve kendi halk hikayelerimiz;  hayatı tanıma, karşılaşılan sorunları çözebilme anlayışını çocuklara kavratmaktadır.
    Portekiz Cidehus Evora Üniversitesinden Olga Magalhaes Brezilyalı öğrencilerin Portekiz ile Brezilya arasındaki akrabalık üzerindeki düşüncelerini anlatan bir sunum yaptı. Olga Magalhaes bu çalışması için Portekiz ve Brezilya”dan yaşları13 ile 16 arasında olan  30 öğrenciyle görüştüğünü, onlara iki ülke arasındaki benzerliklerin tarihsel nedenlerini izah ettiğini, çeşitli kaynaklar verdiğini  belirtti. Olga Magalhaes, öğrencilerin düşünceleri konusunda birçok örnek verdi. Brezilyalı 16 yaşında bir öğrenci olan jaquoim; Brezilya ve Portekiz arasındaki hikaye çok erken başladı. Portekizli denizciler buraları keşfedip koloni kurdular. Daha sonra Afrika’dan kendileri için çalışacak köleler getirdiler. 1822 Yılında Brezilya Portekiz’den bağımsızlığını aldı. Brezilyaya Portekiz’den çok göç eden insan oldu. Bu yüzden Portekizliler bizlerin atalarıdır ve konuştuğumuz dil de Portekizcedir. Brezilyalı 15 yaşında bir öğrenci olan Manuela; , Portekiz Brezilyaya dilini, Avrupa yaşan biçimini ve dinimiz Katolikliği getirdi. Portekizliler Brezilyalı yerlileri kovdular ve zenginliklerine el koydular. Portekizli 16 yaşında bir öğrenci olan Jose; Portekizli bazı insanlar Brezilyaya gittiklerinde orada dilimizin konuşulduğunu, kültürümüzün yaşadığını gördüklerini söylüyorlar. Bizler Brezilyalı insanların Portekiz’den göç edip oralara yerleştiklerini biliyoruz. Bütün bu kanaatler  Portekizle Brezilyanın  aynı bağla birbirlerine bağlı olduğunu göstermektedir.
    Güney Afrika Cape town Üniversitesinden Rob Siobörger Güney Afrikalı 9. sınıf öğrencilerinin ülkesindeki 4. demokratik seçime yönelik araştırmalarını anlattı. Rob Siobörger, öğrencilerin seçim öncesi provaganda süreçlerini incelediklerini, adayların konuşmalarını dinlediklerini, karikatürlere baktıklarını belirtti. Öğrencilerin Güney Afrika’da 4. demokratik seçim konusunda seçim sürecinde adayların birbirlerini korkunç bir şekilde karalamalarını doğru bulmadıklarını, vaatlerin gerçekçi olmadığını, adayların oy avcılığı yaptıklarını, Ülke sorunlarını çözme sürecinde samimiyetlerinden şüphe ettiklerini, adayların bekledikleri gibi olgun olmadıklarını görmelerinin kendilerini üzdüğünü belirttiklerini anlattı.
    Ünlü İngiliz tarihçi Arnold  Tonybee; tarih insanın tabiatında ve kaderinde anlam aramadır, demişti. Ulster Üniversitesine gelen kalımcılar da 21. yüzyıl için tarihi bir anlam bulmanın peşindeydiler. Malum, her nesil tarihi yeniden yazar diye bir söz vardır. 21. yüzyılın nesilleri de tarihi tüm insanlığın barışı için tekrar yazmak istiyorlar. Umarım istekleri gerçek olur. Heirnet temcilcisi Alan McKully güler yüzlerle açılan tarih konferansını yine güler yüzle ve iyi niyet mesajlarıyla sona erdirdi.


[ Yazar : İlhan Metinkale | Okunma : 984 | Tarih: 02.10.2009 ]
         Oy : 2-Puan : 10



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (46 %)
Hayır (53 %)
91 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.23 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3