v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 20
Dün : 28
Toplam : 3374711
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
MİSYONERLERE AÇIK MEKTUP-4
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   MİSYONERLERE AÇIK MEKTUP-4

İSLAMI İNCELEYEREK MÜSLÜMAN OLANLAR  VE DÜŞÜNCELERİ
                    Hristıyanlar alim olunca Müslümanlığa geçerler, Müslümanlarda cahil kalınca           
                    dinlerinden çıkarlar…
                                                                         Charles Misner, Series De Constantinople, s.220

                    Müslümanlık dünyayı ayakta tutan bir dindir. Kur’an dünya medeniyetinin
                    dayandığı bütün temelleri içerisine almaktadır. Günümüz medeniyeti İslam
                    esaslarının kaynaşmasından ortaya çıkmıştır.
                                                                           Fransız Oryantalist Gaston Care
                    Eşref Edip, Kur’an Garp Membalarına göre ( İstanbul, Sebilurerşad Neşriyatı
                     s.16, 1957 Basımı)

Bizlere  hidayet için çırpınan misyonerlere tavsiyen önce kendi inandıklarına iyice bir bakmaları  ve sonra da bizlerden neden kendilerine inanmadığımızı iyice düşünüp anlamaya çalışmalarıdır. Önceki hayatlarında Müslüman olmayıp, daha sonraları araştırmaları neticesinde Müslümanlığı seçenlerin misyonerler için iyi bir örnek olacaklarına inanmaktayım…

1  MUHAMMED EMİN HOBOHN  (Alman)

Muhammed Emin Hobohn,hem bir diplomat,hem de bir misyonerdir.İctima’i [sosyal] mes’eleler ile meşgul olmuş bir ilim ve din adamıdır.

 Avrupalılar niçin dinlerini terk ederek müslüman oluyorlar? Bunun birçok sebepleri vardır.Bunların başında (Hak) gelmektedir.İslam dininin esas ka’ideleri o kadar mantıki,o kadar doğru ve dürüsttür ki,dinde hakkı,hakikati arayan aklı başında,okumuş bir insan bunları kabul etmemesi imkansızdır.Mesela İslam dini,bir tek ma’bud bulunduğunu bildirir.İnsanların akl-ı selimine (sağduyusuna)  hitap ederek,onları birçok hurafelere inandırmağa tenezzül etmez.İslam dini,dünyadaki bütün insanların,hangi ırktan gelirse gelsin,hepsinin Allahü tealanın kulu olarak birbirlerine müsavi,birbirlerinin benzeri olduğunu bildirir.Biz almanlar,esasen Allahü tealanın bize kuvvet ve kudret veren,ruhumuzu kemale erdiren büyük bir halik [yaratıcı] olduğuna inanırız.Allah mefhumu bizim içimize emniyet ve huzur getirir.Fakat Hıristiyan dini,bu huzuru vermemektedir.Yalnız İslam dini Allahü tealanın  büyüklüğünü bize öğretmekte,aynı zamandan öldükten sonra insan ruhunun nereye gideceği hakkında bize rehber olmaktadır.İslam dini,yalnız dünyada değil,ahirette de bize yol göstermektedir.Ahirette rahat etmek için dünyada ne yapmak lazım olduğunu,çok açık ve mantıklı bir tarzda öğretmektedir.Allahü tealanın,ahirette,insanlardan dünyada yaptıkları işler hakkında adilane hesap soracağını bilmek,onları dünyada doğru ve dürüst hareket etmeye sevk eder.Bunun için hakiki müslümanlar,dünyada iyice düşünmeden ve yapacakları işin hakikaten hayırlı olduğuna inanmadan hiçbir iş yapmazlar.Böylece,bu büyük din,hiçbir dünyevi polis teşkilatının yapamayacağı şekilde,insanları teftiş [kontrol] etmekte ve onların daima doğru yolda kalmalarını temin etmektedir.

 İslam dininin Avrupalılar tarafından seçilmesinin başka bir sebebi de,ibadet şeklidir.Namaz,insanlara daima zamanında iş yapmayı,oruç ise,iradesini kuvvetlendirmeyi öğretir.Hayatta başarı için, (Zamanında iş yapmak ve iradesine hakim olmak) kadar ehemmiyetli başka ne vardır? Büyük adamlara nacak bu iki amil sayesinde muvaffak olmuşlardır.Şimdi,İslam dininin en güzel bir noktasına geliyorum: İslamiyet insanlara ahlaki ve insani hususları gayet mantıklı bir tarzda öğretirken,onları hiçbir zaman yapamayacakları işlere zorlamamıştır.Aksine,onları iyi ve rahat yaşamak için birçok imkanlar tanımıştır.Allahü teala,insanların rahat ve mes’ud yaşamasını istemektedir.Bunun için,insanların günah işlememesini emreder.Müslümanlar,kendilerinden daima Allahü tealanın huzurunda olduklarına inanır.Günah işlememeye çalışırlar.Gerek diğer dinlerde ve gerek Avrupada kurulan nizamlarda,bu kadar güzel,bu kadar faydalı bir kaide yoktur.

 Ben,dünyada birçok yerlerde ve muhitlerde,diplomat ve misyoner olarak bulundum.Diğer dinleri,ictima’i nizamları dikkat ile inceledim.İslamiyet kadar doğru,İslamiyet kadar mükemmel,ne bir din,ne de ictima’i bir nizam gördüm.Komünizm,insanlara ilk bakışta doğru bir düşünüş gibi görünmektedir.Bunun gibi,dünya işlerinde en büyük irade şekli olduğu zannedilen garbdaki demokrasi ve nazilikde de ,bazı doğru noktalar vardır.Fakat bunların hiç biri tam değildir.Hepsinde birçok noksanlar vardır.Tam ve kusursuz olan ancak İslam dinidir.İnsanları yükseltecek olan amil,Avrupalıların buluşu olan İctima’i düşünceler değil,ancak ve ancak İslam dinidir.Bunun için,her akl-ı selim sahibi,kamil bir insan hiç tereddütsüz islamiyeti kabul eder.Ben de böyle yaptım.Müslümanlık nazariyat dini değil,ameli [pratik] bir dindir.İslamiyet,insanların rahim ve gafur (merhametli ve af edici) olan ve doğru yolu gösteren Allahü tealaya,kendini teslim etmesi demektir.Bundan daha güzel ne olabilir?

 2  Dr. HAMİD MARCUS  (Alman)

 Dr. Marcus tanınmış bir fikir adamı ve yazar olup,Berlinde Moslemische Revue adlı mecmu’ayı kurmuştur.

 Daha çocukken Müslümanlığı merak etmiş ve İslamiyet hakkında malumat(bilgi) toplamaya başlamıştım.Doğduğum şehrin kütüphanesinde 1164 [m. 1750] senesinde başlamış eski bir Kur’an-ı Kerim tercümesi buldum.Rivayete göre,Goethe de,İslam dini incelerken aynı Kur’an-ı Kerim tercümesini okumuş ve ondan sonra,bu kitaba karşı olan hayranlığını izhar etmişti.Kur’an-ı Kerim okudukça,onun gayet mantıki olan ve aynı zamanda insanın rüyasına kadar işleyen cazibeli ifadesi bana çok tesir etti.İslamiyetin koyduğu esasların ne kadar doğru,ne kadar faideli olduğunu,İslamiyet ile şereflenen milletlerin,az zaman içerisinde,tam bir medeniyete kavuşmasını,açıkça ispat ediyordu.

 Kendi memleketimden ayrılıp,Berline geldiğim zaman,orada mülümanlarla dost oldum ve onlarla birlikte İslam merkezi [misyonu] a’zalarının vermekte oldukları,çok ilgi çekici ve öğretici konferansları,büyük bir dikkat ile takip ettim.İslam merkezinin a’zalari ile daha fazla temas etmeye ve İslam dinini daha yakından incelemeye başladım.Bir müddet sonra,bu dinin benim aradığım ve düşündüğüm hak din olduğuna tamamıyla inanarak Müslümanlığı kabul ettim.

 İslam dininde,Allah bitdir ve tek hâlıka [yaratıcıya] inanmak,islamın en kutsi akidesidir.İslam dininde akla sığmaz,inanılması mümkün olmayan hiçbir akide yoktur.Allahü tealadan başka,hiçbir yaratıcı yoktur.İslamiyette,modern ilimlere uymayan,onlara zıt hiçbir nokta bulamazsınız.Emr ve telkin ettiği bütün hususlar,tamamıyla mantıki ve faidelidir.İslamiyette,diğer dinlerde olduğun gibi,iman ile mantık arasında hiçbir ayrılık yoktur.Bunun için,benim gibi,tabii ilimlerle hayat boyu uğraşmış bir kimsenin,bu uğraşmalardan elde ettiği ilmi sonuçlara tam uyan İslam dinini,bunlara hiç uymayan diğer dinlere tercih etmesinden daha tabii ne olabilir?

 İkinci bir sebep olarak,şunu da ilave edeyim ki,diğer dinler,yalnız maneviyata hitap eden birtakım garib,abes fikirlerle doludur.Bunların hakiki hayat ile hiçbir ilgisi yoktur.Halbu ki İslam dini,insanın hayatta ne yapması icap ettiğini de öğreten,ameli bir dindir.İslam dinin emirleri,insana yalnız ahiretde değil,aynı zamanda dünyada da doğru yolu gösterir,fakat hiçbir zaman onun hürriyetini sınırlamaz.

 Senelerden beri müslüman olarak dinimi inceleye devam ediyorum.Her defasında onun en mükemmel olduğunu görerek,ruh rahatlığına kavuşuyorum.İslamiyet,bu iki hayatı tanzim etmektedir.İslamiyet,tamamiyle adil ve ancak insanların iyiliğini isteyen bir dindir.Dünyada,ne gibi ictima’i bir cereyan olursa olsun,bunun bütün iyi tarafları İslam dininde vardır.

 3  Bayan AMİNE MOSLER

 Niçin Müslüman oldum ?

 Oğlumun,bana sorduğun birçok suallere cevap veremiyordum.O bana: (Anne,Allah niçin üç tane?) diye soruyor,kendim de üç tanrıya inanmadığım için,ona inandırıcı bir cevap veremiyordum.Nihayet 1346[m.1928] senesinde yaşı artık oldukça ilerlemiş olan oğlum,birgün gözleri yaşlı olarak bana geldi, (Anne,ben Müslümanlığı tedkik ettim.Onlar bir tek ma’bûda [yaratıcıya] inanıyorlar.Onların dini,en doğru din.Ben de Müslüman olaya karar verdim.Sen de bana katıl!) diye yalvarmaya başladı.Onun ricası üzerine,ben de İslam dinini incelemeye başladım.Berlin cami’ine gittim.Cami’in imamı beni çok iyi kabul etti ve bana Müslümanlığın esaslarını anlattı.O anlattıkça,sözlerinin ne kadar doğru,ne kadar mantıklı olduğunu görüyordum.Artık ben de,oğlum gibi İslam dininin en doğru bir di olduğuna inanmaya başlamıştım.Her şeyden evvel,daha genç yaşta iken bile,bir türlü anlayamadığım,aklımın bir türlü kabul etmediği üçlü tanrıyı Müslümanlık red ediyordu.Müslümanlığı iyice inceledikten sonra,günah çıkarmanın,Papa’yı günah işlemez masum bir varlık olarak tanımanın,vaftiz yani günah izalesinin ve buna benzer birçok merasimin ne kadar manasız olduğunu anladım ve bütün bunları red ederek seve seve Müslüman oldum.

 Bütün ecdadım koyu hıristiyandı.Ben bir Katolik manastırında büyütüldüm.Tamamen Hıristiyan terbiyesi aldım.Fakat,aldığım bu dini terbiye,beni Allahü Tealaya götürecek hak dini seçmeme yardım etti.Çünkü,terbiyem esasında bana öğretilen bütün iyi şeyleri,Hıristiyanlıkta değil,Müslümanlıkta buldum.Müslümanlığı kabul etmekliğim benim için büyük bir tali eserdir.
 
 Bugün ben bir büyük anneyim.Torunum Müslüman olarak doğruğundan dolayı bahtiyarım.Biliyorum ki,Allahü teala,doğru yola koyduklarına daima rehberlik eder.

 4  MUHAMMED ALEXANDER RUSSEL WEBB (Amerikalı)

 (Muhammed Alexander Russel Webb,1262 [m.1846] senesinde Amerika’da Hudson şehrinde doğru.New-York üniversitesinde okudu.Kısa zamanda çok sevilen ve çok taktir edilen bir fıkra muharriri oldu. (St. Joseph Gazett) ve (Missouri Republican) isimlerinde mecmualar neşr etti.1887 tarihinde Filipinlerde Amerika konsolosu oldu.Müslüman olduktan sona kendini tamamiyle İslamiyeti neşr etmeye vakf etti ve Amerikadaki teşkilatın başına geçti. 1335 [m.1916] senesinde vefat etti.

 Bana,ahalisinin pek çoğu Hıristiyan olan Amerikada doğan,büyüyünceye kadar mütemadiyen Hıristiyan papazların yaptıkları va’zları,daha doğrusu saçmalıkları dinleyen,benim gibi bir insanın,niçin dinini değiştirerek Müslüman olduğunu soranlar çok oldu.Ben de onlara,mülümanlığı niçin hayat rehberi olarak seçtiğimi,kısaca şöyle anlattım: Mülüman oldum!Çünkü,yaptığım incelemeler,araştırmalar,insanların ruhi ihtiyaçlarının,ancak Müslümanlığın koyduğu sağlam esaslarla temin edileceğini gösterdi.Ben daha çocukken bile,Hıristiyanlığa bir türlü iki elle sarılamamıştım.Yirmi yaşıma geldim ve artık reşit olduğum zaman,kilisenin her şeyi günah sayan,garip ve can sıkıcı terbiyecisine tamamen isyan etmiştim.Yavaş yavaş kiliseden ayrıldım ve bir daha dönmedim.Benim araştırıcı ve mütecessis bir ahlakım [karakterim] vardı.Her şeyin sebebini ve maksadını arıyordum.Bunlar için mantıki cevaplar bekliyordum.Halbuki,rahiplerin ve diğer Hıristiyan din adamlarının bana verdiği cevaplar,beni tatmin etmiyordu.Onlar,çok kereler suallerime tatmin edici cevaplar verecekleri yerde, (Bunları biz anlayamayız.Bunlar ilahi sırlardır.) diyorlar veya (Bunu bizim aklımız kavramaz) gibi kaçamaklı bir cevap veriyorlardı.Bunun üzerine,bir yandan şark dinlerine,diğer taraftan meşhur filozofların,eserlerini incelemeye karar verdim.Filozoflardan Mill,Locke,Kant,Hegel,Fichte,Huxleyin ve diğerlerinin eserlerini okudum.Bu filozofların eserlerinde,hep protoplazmadan,atomlardan,moleküllerden,taneciklerden bahs olunuyor,fakat (İnsanın ruhu ne oluyor,öldükten sonra nereye gidiyor,bu dünyada ruhun nasıl terbiye edileceği) hakkında bir fikir bulunmuyordu.Halbuki İslam dini,insanın bedeni yanında,ruhu ile de meşgul oluyor be bizi aydınlatıyordu.Bunun içindir ki,ben,ne yolumu şaşırdığımdan,ne de Hıristiyanlara kızdığımdan veya ani bir karara kapıldığımdan dolayı değil,tam aksine inceden inceye tetkik ettikten,büyüklüğünü,ulviyetini,ciddiyetini,mükemmelliğini iyice anladıktan sonra Müslüman oldum.

 İslamiyette esas,Allahü tealanın var ve bir olduğuna inanmak,Ona kendini teslim etmek ve Ona ibadet ederek lutflarına şükür etmektir.İslamiyet,bütün insanlara kardeşliği,iyiliği,sevgiyi emreder.Onlardan ruh,beden,dil ve amel temizliği ister.İslam dini,şimdiye kadar insanların bildiği dinlerin muhakkak en mükemmeli,en üstüne ve sonuncusudur.

 5  Albay DONALD ROCKWELL (Amerikalı)

 Müslümanlığı niçin kabul ettim ?

 Müslümanlığın çok mantıki ve sade oluşu,camilerin insanı kendine çeken cazibesi,bu dine mensup olanların,dinlerine büyük bir ciddiyet ve muhabbet ile bağlanmış olması,bütün dünyada Müslümanların günde beş defa aynı saatte büyük bir saygı ve ihlas ile secdeye kapanışı,benim üzerimde çoktan beri,büyük bir tesir yapmıştı.Fakat bunlar,benim Müslüman olmaklığım için kafi gelmedi.Ben ancak,İslam dinini iyice tetkikten ve onda güzel,faydalı birçok hususlar bulduktan sonra Müslüman oldum.Hayata ciddiyet,fakat aynı zamanda tatlılıkla bağlı olmak [ki Muhammed aleyhisselamın kendi hareket tarzıdır] ,işlerde müşavere etmek,insanlara daima merhamet ve şefkat ile muamele etmek,yoksullara yardım etmek,ilk defa olarak kadınlara da mal sahibi olma hakkını vermek gibi,o zamana göre en muazzam medeni inkılâplar,Muhammed aleyhisselamın kısa ve veciz sözleriyle ne güzel ifade edilmiştir!Muhammed aleyhisselam aynı zamanda (Allahü tealaya tevekkül,itimat et,fakat deveni bağlamayı unutma!) sözleri ile insanlara,Allahü tealanın kullarından evvela,her türlü tedbire başvurmalarını,icab edeni yapmalarını ve ancak ondan sonra,Allahü tealaya tevekkül etmelerini emrettiğini bildirmektedir.O halde,Avrupalıların iddia ettiği gibi,İslam dini,hiçbir iş yapmadan,her şeyi Allahü tealadan bekleyen miskinlerin dini değildir.İslam dini,herkese,önce elinden gelen her şeyi yapmasını ve ancak ondan sonra Allahü tealaya tevekkül etmesini emreder.

 İslam dininin,diğer dinlerdeki insanlara karşı gösterdiği adalet de,benim üzerimde çok büyük bir tesir yapmıştır.Muhammed aleyhisselam,Müslümanların Hıristiyanlara ve Yahudilere karşı iyi muamele etmelerini emrediyordu.Kur’an-ı Kerim ise,Adem aleyhisselamdan başlayarak,Musa ve İsa aleyhisselamın Peygamberliğini kabul ediyordu.Bu,hiçbir başka dinde olmayan bir yüce sadakat,büyük hakşinaslıktır.Diğer dinlere inananlar,İslamiyet hakkında,akla gelmez fena şeyler söylerken,Müslümanlar bunlara karşı kibarca mukabele ediyorlar.

 İslamiyetin en güzel hususiyetlerinden biri de,onun kendini putlardan tamamıyla kurtarmış olmasıdır.Hıristiyanlıkta hala resimlere,heykellere,işaretlere tapılırken,İslamiyette hiç böyle bir şey yoktur.Bu da,İslamiyetin ne kadar saf,ne kadar temiz olduğunu gösteriyor.

 Allahü tealanın resulü olan Muhammed aleyhisselamın,sözleri ve öğrettiği hususlar,hiçbir değişiklik yapılmadan günümüze kadar gelmiştir.Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerim ise,vahy olunduğu gibi aynen muhafaza edilmiş ve Muhammed aleyhisselamın zamanındaki berraklığını asla kaybetmemiştir.Hıristiyanların,İsa aleyhisselamın dinine yaptıkları gibi,İslam dinine yalan yanlış hurafeler,efsaneler karıştırılmamıştır.

 Beni Müslüman olmaya götüren sebeplerden sonuncusu,İslamiyette  bunluğum metanet ve irade gücü oldu.İslamiyette yalnız ruhun değil,aynı zamanda bedeninde temiz olması emrediliyordu.Yemek yerken,tıka basa mideyi doldurmamak,senede bir ay oruç tutmak,her şeyde ölçülü hareket etmek,harcama yaparken,ne fazla,ne eksik sarf etmemek gibi.Değil bugün,yarın da,bütün insanlara rehberlik edecek hususlar,insanlara en güzel bir tarzda telkin olunuyordu.Ben,Müslüman memleketlerinin hemen hepsini ziyaret ettim.İtanbulda,Şamda,Kudüste,Kahirede,Cezayirde,Fatsa ve sair Müslüman şehirlerinde,bütün hakiki Müslümanların bu kaidelere riayet ettiklerini ve bundan dolayı hayatta huzura kavuştuklarını bizzat gördüm.Onların,Allahü tealanın yoluna girmek için süslere,resimlere,heykellere,mumlara,müziğe ve benzeri şeylere ihtiyaçları yoktu.Allahü tealanın kulu olduklarını his etmeleri ve kendilerini ona teslim etmeleri,onları en büyük manevi huzur ve saadeti,lezzeti veriyordu.

 İslam dinindeki hürriyet ve müsavat [eşitlik], beni daima kendine çekmiştir.Müslümanlar arasında,en yüksek bir mevki sahibi ile en fakir bir kimse,Allahü tealanın huzurunda müsavidir ve birbirinin kardeşi sayılır.Camide,Müslümanlar yan yana ibadet ederler.Mevki sahibi olanlar için ayrılmış,özel yerler yoktur.

 Müslümanlar,Allahü teala ile kul arasında hiçbir kimsenin bulunmadığına iman ederler.Müslümanlıkta ibadet,Allahü teala ile kul arasında yapılır.Günahları af ettirmek için,din adamlarına başvurmazlar.Her Müslüman kendi hareketinin,ancak kendini mesuldür.

 Müslümanlar arasındaki kardeşlik,bana hayatta çok kereler yardımcı oldu.Bu din kardeşliği de,beni Müslümanlığa götüren amillerden biridir.Nereye gitsem,bir Müslüman kardeşimin bana yardım edeceğini ve üzüntülerimi benimle paylaşacağını biliyordum.Dünyada,ırk,renk ve siyasi düşünceleri birbirinden farklı olan bütün Müslümanlar,birbirinin kardeşidir ve birbirlerine yardım etmeyi kendilerine borç bilirler.

 İşte,beni Müslüman yapan sebepler bunlardır.Acaba bunlardan daha güzel,ulvi[yüce] bir sebep düşünülebilir mi?

 6  SELAHADDİN BOART  (Amerikalı)

 1338 [m. 1920] senesinde,bir doktoru ziyaret için muayenehanesine gittiğim zaman,bekleme odasında,Londrada çıkan (Orient Review) ve (African Times) mecmualarını görmüştüm.Bu mecmuayı karıştırırken okuduğum: (Ancak bir tek Allah vardır) cümlesi,benim üzerimde çok derin bir tesir yaptı.Çünkü Hıristiyanlık dininde,tam üç tane tanrı vardı ve aklımız kabul etmediği halde,buna inanmak zorundaydık.Bu (Ancak bir tek Allah vardır) ibaresi,bu tarihten itibaren aklımdan çıkmaz oldu.Bu kutsi ve ulvi itikat,Müslümanların kalplerinde taşıdıkları,paha biçilemez bir hazinedir.

 Artık İslamiyetle alakam arttı.Bir müddet sonra Müslüman olmaya karar vermiştim.Müslüman olduktan sonra,Salahaddin ismini aldım.Müslümanlığın en doğrun din olduğuna inanıyordum.Zira Müslümanlık,Allahü tealanın hiçbir şeriki olmadığını ve bir günahın ancak Allah tarafından af edilebileceğini esas olarak kabul etmektedir.Bu iman,tabiat kanunlarına ne kadar uygundur!Tarlada,çiftlikte,şehirde,köyde,okulda,hükumette,devlette,kısacası her yerde,bir tek baş vardır.İkilik daima ayrılığa sebep olmuştur.

 İslam dininin en doğru din olduğunu bana gösteren ikinci delil,İslamiyetten evvel,tamamen vahşi bir tarzda yaşayan Arapların,İslam dini sayesinde,çok kısa bir zaman içerisinde,dünyanın ene medeni,en kudretli bir devleti haline gelmeleri ve insan sevgisini Arap çöllerinden,ta İspanyaya kadar götürebilmeleridir.Müslüman Araplar,İspanyayı bir çöl halinde buldular.Onu,kısa zamanda,bir gül bahçesi haline getirdiler.John W. Draper gibi dürüst bir tarihçi, (1226 [m. 1811] -1299 [m. 1882] ) (The Intellectual Development of Europe = Avrupanın manevi tekamülü) adındaki eserinde,İslamiyetin asri medeniyetin teessüsünde oynadığı son derece büyük ve mühim tesiri anlatmakta, (Hıristiyan tarihçiler İslamiyete olan kinlerinden dolayı,bu hakikati gizlemeye çalışmakta.Avrupanın Müslümanlara ne kadar borçlu olduğunu,bir türlü itiraf edememektedirler) demektedir.

 Aşağıda,Müslümanların İspanyayı nasıl buldukalrı hakkında Draperin yazılarını aynen naklediyorum :

 (O zamanki Avrupalılar tamamıyla barbardı.Hıristiyanlık,onları barbarlıktan kurtarmamıştır.Onlara hala vahşi nazariyle bakmak gerekirdi.Pislik içinde yaşarlardı.Kafaları,hurafelerle doluydu.Doğru dürüst düşünmek hassasına bile malik değildiler.Adi kulübelerde yaşarlardı.Eğer kulübenin zemininde veya duvarlarında bir hasır örtüsü varsa,bu büyük bir zenginlik işareti sayılırdı.Yedikleri,yabani fasulye,havuç gibi sebzeler,bazı otlar,hatta bazen ağaç kabuklarıydı.Elbise olarak,uzun müddet dayandığı için dabağlanmamış hayvan postları kullanıyorlar ve bunu için çok pis kokuyorlardı.

 Müslümanlar,onlara her şeyden önce temizliği öğrettiler.Müslümanlar,günde beş defa yıkanıyorlardı.Sonra,onların üzerinden pis kokulu,parça parça olmuş,bitlerle dolmuş olan hayvan derilerini çıkarıp atarak,onlara güzel kumaşlardan,renkli ipliklerden örülerek yapılmış olan kendi elbiselerinden verdiler.Onlara yemek pişirmesini,yemek yemesini öğrettiler.İspanyada evler,konaklar,saraylar inşa ettiler.Mektepler,hastaneler kurdular.Üniversiteler tesis ettiler.Bu üniversiteler,bütün dünyada bir nur kaynağı oldu.Her tarafta bahçeler yetiştirdiler.Memleket,güllük gülistanlık oldu.Vahşi Avrupalılar,bütün bunları ağzı açık,şaşkınlık ve taktirle gördüler ve yavaş yavaş medeni olmaya başladılar.)

 Böyle vahşi insanları terbiyeye muvaffak olan,onlara medeniyet ruhunu aşılayan,onlaır karanlıktan,cehaletten,hurafelerden kurtaran Müslüman Araplar,bu akla sığmaz muazzam işi ancak İslam dini sayesinde yapabildiler.Allahü teala muvaffak olmaları için,onlara yardım ediyordu.

 Allahü tealanın emriile Muhammed aleyhisselamın tebliğ ve neşr eylediği İslam dini ve Allahü tealanın kelamı olan Kur’an-ı Kerim,dünya tarihini değiştirmiş ve onu karanlıktan kurtarmıştır.Eğer İslam dini olmasaydı,insanlık bugünkü medeniyet derecesine,ilim ve fende bugünkü seviyesine erişemezdi.Müslümanların gözünde ilmin çok yüksek bir yeri vardır.Muhammed aleyhisselam. (İlim Çinde de olsa,onu alınız) buyurmaktadır.İşte seve seve kabul ettiğim İslam dini böyle bir dindir.

 7  THOMAS MUHAMMED CLAYTON  (Amerikalı)

 Tam öğle olmak üzereydi.Sıcaktan bunalmış,tozlu yoldan geçerken,bir aralık kulağımıza kendine mahsus bir güzelliği olan,bir ses gelmeye başladı.Bu ses,etrafımızdaki bütün boşluğu sanki dolduruyordu.Bir ağaç topluluğunu geçince,önümüze insan hayret verici bir manzara çıktı.Adeta gözlerimize inanamıyorduk.Tahtadan yapılmış ufak bir kule üzerine çıkmış,tertemiz cübbeli ve beyaz sarılı yaşlı bir Arap ezan okuyordu.Ezanı okurken kendinden geçmiş,sanki dünyadan tamamen ayrılarak,halıkının,sahibinin huzuruna çıkmıştı.Bu yüce manzara karşısında,biz de sanki hipnotize olmuş gibi durakladık ve yavaş yavaş yere oturduk.Kulağımıza gelen seslerin ve sözlerin manasını anlamıyor,fakat onun tesiri altında kalıyor ve ruhumuzda bir başkalık,bir ferahlık his ediyorduk.Sonradan öğrendik ki,Arabın söylediği tatlı sözlerin manası şu idi: (Allahü teala en büyüktür.Allahü tealadan başka ilah,mabud yoktur).Birdenbire,etrafımızda birçok insan belirdi.Halbuki,biz o zamana kadar etrafımızda kimseyi görmemiştik.Nereden çıktıklarını,nerden geldiklerini bilmediğimiz bu insanların yüzünde büyük bir hürmet ve muhabbet ifadesi vardı.İçlerinde her yaştan,her sınıftan insan bulunuyordu.Elbiseleri başka,yürüyüşleri başka,görünüşleri başka idi.Fakat,hepsinin yüzünde aynı ciddi idfade,büyük vekar ve aynı melahat[sevimlilik] vardı.Gelenlerin miktarı artıyor ve biz,galiba bunların arkası bir türlü kesilmeyecek diye düşünüyorduk.Nihayet gelenler yoplandı.Hepsi ayakkabılarını ve takunyalarını çıkararak saf saf dizildiler.Saflar kurulurken safa girenler arasında hiçbir fark gözetilmediğini büyük bir hayret ile görüyorduk.Beyaz insanlar,siyah insanlar,zengin insanlar,fakir insanlar,tüccarlar,memurlar,işçiler,hiçbir ırk veya rütbe farkı gözetilmeksizin yan yana geliyor ve birlikte ibadet ediyorlardı.

 Ben,birbirinden bu kadar farklı insanın,kardeşçe yan yana gelmelerine,hayan olmuştum.Bu,ilk gördüğüm ulvi manzara üzerinden,şimdi üç sene geçti.Bu arada ben de,bilgi toplamaya başlamıştım.Müslümanlık hakkında edindiğim bilgiler,beni bu dine büsbütün yaklaştırdı.Müslümanlar,bir tek Allaha inanıyor,Hıristiyanların telkin ettikleri gibi,insanların günah içnde doğmadığı söylüyorlardı.Onları,yalnız Allahü tealanın kulu olarak kabul ediyor,onlara karşı büyük bir şefkat gösteriyor,doğru yolda oldukları müddetçe,rahat,huzur ve saadet içinde yaşamalarını arzuluyordu.Hıristiyanlıkta,akıldan geçen fena bir düşünce bile günah sayıldığı halde,Müslümanlar ancak Allahü tealaya isyanı ve kullara karşı yapılan bir kötülüğü günah sayıyor,insanı düşüncede tamamıyla serbest bırakıyordu.İslam dini,(insan,ancak yaptı işten mesuldür) diyordu.
 
 İşte,yukarıda sıraladığım bu sebeplerden dolayı,seve seve Müslümanlığı kabul ettim.Aradan üç sene geçtiğğ halde,bazı geceler rüyamda o Arap müezzinin hazin ve tesirli sesini duyar ve her taraftan koşup gelen türlü türlü insanların saf saf dizildiğini görürüm.Allahü tealaya ibadet etmek için,aralarında hiçbir fark gözetmeksizin birlikte secdeye kapanan bu insanlar,muhakkak ki,samimi olarak Allahü tealaya ibadet etmektedirler.

8 DEVİS WARRINGTON  (Avusturyalı)

Korkunç bir kıştan sonra,ilkbaharın tatlı ve ılık eli,soğuk toprak tabakasına nasıl tesir ederse,islamiyette bana öyle tesir etti.Kalbimi ısıttı ve bana yeni ve güzel bie ilim elbisesi giydirdi.İslamiyetin öğrettiği şeyler,ne kadar güzel,ne kadar doğru ve mantıkidir! (Allahü tela birdir e Muhammed aleyhisselam onun resulüdür) sözü ne kadar açık,ne kadar doğru ve güzeldir!Hıristiyanların inanılması mümkün olmayan,anlaşılmaz (Baba,Oğul ve Ruh-ul kuds) inancına benzer mi?Hıristiyanların insanı ürküten,onu korkutan,fakat hiçbir zaman onu tatmin etmeyen akideleri yanında,bu sade ve mantıki iman,insanı kendisine cezp ediyordu.İslamiyet,hiç değişmemiş ilahi bir dindir.Aradan asırlar geçmesine rağmen,bugün için de,yarın için de,insanların maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını karşılar.Mesela,insanların eşit olduğu,Allahü teala indinde aralarında bir rütbe veya mevki farkı bulunmadığını,İslamiyet gayet açık bir tarzda beyan eder ve bunları dünya hayatında da tatbik eder.Aynı hususları iddia eden Hıristiyan kilisesinde,birbirinden rütbece farklı papalar,araşevekler,evekler,piskoposlar ve daha bir sürü din adamları vardır.Bunlar,Allahü teala ile kul arasına girerler ve kendi şahsi çıkarları için,Allahü tealanaın ismini kullanırlar.Halbuki,İslamiyette,Allahü teala ile kul arasına kimse giremez.Allahü teala,emirlerini,Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla kullarına tebliğ eder.Size,aşağıda Allahü etalanın bir emrinden bahsedeceğim.Bu bir misaldir.Bu misal,emirlerin ne kadar sade ve açık ne kadar güzel olduğunu gösterir :

 Bakara suresinin iki yüz altmış yedinci ayetinde mealen, (Ey iman edenler!Doğru,helal yoldan kazandıklarınızın temizlerinden ve sizin için yerden yetiştirdiğimiz mahsüllerden ve meyvelerden infak edin [verin!].İğrenecek,alamayacağınız pis şeylerden infak etmeyin.Biliniz ki,Allahü tealanın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve tam hamde layık olan Odur) buyrulmuştur.Kur’an-ı Kerimin bu derin emirlerini okuyup öğrendikçe,ruhum ferah buldu ve seve seve Müslüman oldum.

 9  Bayan CECILLA SANNOLY [REŞİDE]  (Avusturyalı)

 Neden Müslüman oldum?

 Size çok samimi olarak söyleyebilirim ki,ben farkına varmadan Müslüman olmuştum.Çünkü,daha genç yaşta iken bağlı olduğum Hıristiyan dine karşı,zerre kadar itimadım kalmamış,Hıristiyanlıktan soğumaya başlamıştım.Ben,dinde birçok şeyleri bilmek ve anlamak istiyordum.Bana öğretilmeye çalışılan itikatları,körü körüne kabul etmek taraftarı değildim.Neden üç tanrımız vardı?Neden dünyaya hepimiz günahkar olarak gelmiştik ve kefaret vermeye mecburduk?Neden ancak rahip vasıtasıyla Allahü tealaya yalvarıyorduk?Sonra bize gösterilen türlü türlü işaretlerin,anlatılan türlü türlü mucizelerin ne manası vardı?Ben bunları ders veren rahiplere sorduğum zaman,onlar kızıyor, (Kilisenin sana öğrettiği şeylerin aslını sen soramazsın.Bunlar gizlidir.Sen yalnız inanmakla mükellefsin) diyorlardı,ama buna da benim aklım ermiyordu.İnsan,anlamadığı,aslını bilmediği bir şeye nasıl inanır?Fakat,o zamanlar ben düşüncelerimi açıktan açığa söylemeye cesaret edemiyordum.Ben eminim ki,kendilerini Hıristiyan sayan pek çok insan,tıpkı bizim gibi düşünmekte ve kendilerine verilen dini bilginin çoğuna inanmamakta,fakat bu açıklamaktan da korkmaktadırlar.

 Nihayet daha yaşlanınca,bana üç tanrıya tapmayı emreden Hıristiyan kilisesinden uzaklaşarak,(Tek bir Allaha ibadet etmeyi öğreten başka bir din var mıdır?) diye aramaya başladım.Çünkü bütün vicdanım,maneviyatım,ancak bir tek Allahın mevcut olabileceğini biliyordu.Sonra etrafıma bakınca,papazların bize öğretmeye kalktıkları o anlaşılmaz kerametlerin;kendi başlarından geçtiğini söyledikleri garip hikayelerin,ne kadar manasız olduğunu hadiseler bana gösteriyordu.Dünyadaki her şey,insanlar,hayvanlar,ormanlar,dağlaridenizler,ağaçlar,çiçekler,bunların bir büyük halıkın[yaratıcının] yarattığını göstermiyor muydu?Yeni doğan bir bebek,bir mucize değil miydi?Halbuki kilise,her yeni doğanın,günahla örtülü bir zavallı olduğunu telkine çalışıyordu.Hayır,bu olamazdı.Bu yalandı.Her doğan çocuk,Allahü tealanın günahsız bir kulu,bir mahluku idi.Bir mucize idi ve ben ancak tek Allaha,Onun yarattığı mucizelere inanıyordum.

 Dünyada hiçbir şey günahla dolu,kirli ve çirkin değildi.Ben böyle düşünürken,bir gün kızım İslamiyet hakkında yazılmış bir kitapla eve geldi.Ana kız oturup,bu kitabı büyük bir dikkatle okuduk.Aman Allahım,tam bizim düşündüklerimiz gibi söylüyordu.İslamiyet,ancak bir tek Allahın bulunduğunu bildiriyor,insanların masum varlıklar olarak dünyaya geldiğini haber veriyordu.Ben o zamana kadar İslamiyet hakkında hiçbir şey bilmiyordum.Mektepte,İslamiyet bir alay mevzuu idi.Bize,bu dinin yapma,saçma ve uyuşturucu olduğu,Müslümanların cehenneme gidecekleri öğretilirdi.Bu kitabı okuduktan sonra,beni bir düşünce aldı.İslamiyet hakkında,biraz daha bilgi sahibi olmak için,bulunduğum şehirde Müslümanları aradım.Bulduğum Müslümanlar,benim gözümü açtılar.Sorduğum suallere o kadar mantıki cevaplar verdiler k,artık bu dinin bizim papazların dediği gibi uydurma bir din değil,Allahü tealanın hakiki dini olduğuna inanmaya başladım.Kızımlar beraber İslamiyet hakkında yazılı daha birçok eseri de okuduktan sonra,onun ulviyetine ve doğruluğuna tamamıyla inanarak,ikimiz birlikte Müslüman olduk.Ben (Reşide) , kızım (Mahmude) isimlerini aldık.

 Bana sorduğunuz ikinci suale,yani(İslamiyette en çok beğendiğiniz nedir?) sualine gelince,buna şu cevabı vereceğim:
 
 İslamiyette en çok beğendiğim şey,dualardır.Çünkü,Hıristiyanlarda dualar,Allahü tealanın hazret-i İsa vasıtasıyla,servet,mevki,itibar vesaire dünya varlıkları istemek için yapılır.Halbuki,Müslümanlar dua ederken,Allahü tealaya şükranlarını arz ederler ve bilirler ki,onlar dinlerine ve Allahü tealanın emirlerine riayet ettikleri müddetçe,Allahü teala,onlara muhtaç oldukları her şeyi,onlar istemeden,verecektir.

 10  MUHAMMED ESAD LEOPOLD WEİSS  (Avusturyalı)

 (Avusturyada Lwow [şimdi Polonyada] şehrinde 1318 [m.1900] de doğmuş olan Weiss,22 yaşında iken,bir gazete muhabiri olarak Arap memleketlerini ziyaret etmiş,İslam dinine hayran olarak,onu kabul ettiğini söylemiş ve sonra,bütün İslam devletlerini,bu arada Hindistanı ve Afganistanı da ziyarek ederek,intibalarını dünyanın en büyük gazetelerinden bir olan (Frankfurter Zeitung) da neşr etmiştir.Bir müddet Frankfurter Zeitung’un neşriyat müdürlüğünü yapan Weiss,Pakistanın istiklale kavuşmasından sonra,bu hükümet tarafından dini tedrisatın kurulmasında yardımcı olarak,Pakistana gitmiş ve ondan sonra Pakistanı temsil için Birleşmiş Milletler merkezine gönderilmiştir.Kendisinin (İslam yol kavşağında), (Mekkeye giden yol) adlı iki eseri vardır.Son zamanlarda Kur’an-ı Kerimin ingilizce yeni bir tercümesini yapmıştır.İslam ilimlerinden haberi olmayan bu kimsenin tefsir yapmaya kalkışmasından,Ehl-i sünnet mezhebinde olmadı anlaşılmakta,tefsirlerin ve diğer mezhepsizler,bu cahil,sapık adamı met etmekte,İslam alimi olarak tanıtmaktadırlar.)

 Muhabir ve muharrir olarak çalıştığım gazeteler,beni 1922 senesinde “hususi muhabir” ünvanı ile Asya ve Afrikaya yolladı.Başlangıçta Müslümanlar ile temasım,herhangi bir yabancının başka bir yabancı ile temasından ibaretti.Fakat İslam memleketlerinde uzun zaman kalınca ve Müslümanlar ile daha fazla tanışınca,oların dünyaya ve dünyada zuhur eden hadiselere Avrupalılardan büsbütün başka bir tarzda baktıklarını görmeye başladım.Onların olaylara çok ağırbaşlı ve soğuk kanlı olarak bakmaları,itiraf edeyim,bizden çok daha insani tarzda düşünmeleri,bende bir alaka uyandırmaya başlamıştı.Ben koyu bir Katolik aileden gelmiştim.Bütün çocukluğum esnasında bana Müslümanların dinsiz olduğu,şeytana taptığı telkin olunmuştu.Müslümanlarla temas edince,bana söylenen bu sözlerin doğru olmadığını görerek,İslam dinini incelemeye karar verdim.Bu hususta bir çok kitaplar temin ettim.Bunları dikkat ile inceleye başlayınca,bu dinin ne kadar temiz,ne kadar kıymetli bir din olduğunu hayret ile gördüm.Fakat,kendileri ile temas ettiğim bazı Müslümanların hareket tarzı,benim okuduğum Müslümanlık esaslarına uymuyordu.Müslümanlık,her şeyden evvel temizlik,açık kalplilik,kardeşlik,merhamet,sadakat,sulh ve selamet telkin ediyor ve biz Hıristiyanların inandığı (insanların daima günahkar olduğu) akidesini ret ediyor,bunun aksine (Hayattan,kimseye zarar vermemek ve günah işlememek şartıyla zevk alınız) diyordu.Halbuki,ben bu kaidelere uymayan pis ve yalancı Müslümanlara da rastladım.Bu işi daha ziyade anlamak için,tecrübe maksadıyla kendimi bir Müslüman yerine koydum ve kitaplarda okuduğum esaslara uyarak,İslam alemini inceleye başladım.Şunun farkına vardım ki,İslam aleminin gittikçe bozulması,zayıflaması,adeta inhitata(çöküşe) uğramasının en büyük sebebi,Müslümanların dinlerine,gittikçe kayıtsız kalmalarıdır.Müslümanlar,tam Müslüman oldukları müddetçe,daima yükselmişler,Müslümanlığı bırakmaya başlayınca,aşağılara düşmüşlerdir.Halbuki,bir memleketin,bir milletin,bir cemiyetin yükselmesi ve terakkisi için ne lazımsa,Müslümanlıkta mevcuttur.Bütün medeniyet esasları onda vardır.İslam dini,hem çok ilmi,hem de çok ameli[pratik]dir.Koyduğu esaslar,tam mantıki ve herkes tarafından anlaşılabilen,içinde;ilme,fenne,insan tabiatına uymayan tek bir husus bile bulunmayan kaidelerdir.Onda lüzumsuz hiçbir şey yoktur.Diğer din kitaplarında bulunan,garip[anlaşılmaz] yerler,mugalatalar[yanıltmacalar],mantığa sığmayan hurafe[mistik] hususlar,İslam dininde yoktur.Bu hususları ben bütün Müslümanlarla konuştum ve onlara (Niçin bu güzel dininize daha fazla bağlanmıyorsunuz,niçin ona iki elle sarılmıyorsunuz?) diye azarladım.Nihayet 1344 [m. 1926] senesinde Afganistanda bir vali ile bu hususlar üzerinde görüşürken,o bana,(Siz Müslüman olmuşsunuz da haberiniz yok.Zira,ancak bir Müslüman İslamiyeti sizin gibi müdafaa eder) dedi.Valinin bu sözü üzerine beynimde bir şimşek çaktı.Eve döndüğüm zaman,derin derin düşünceye daldım ve kendi kendime, (Evet,ben artık Müslüman oldum) dedim.Derhal (Kelime-i Şehadet) getirdim.O tarihten beri Müslümanım.

 Bana,(Müslümanlıkta sizi en çok ne cebetti?) diye soruyorsunuz.Buna cevap veremem.Zira bütün Müslümanlık benim kalbimi istila etmiş,kaplamıştır.Bunun için de bana ayrıca tesir eden hiçbir husus yoktur.Ben,Müslümanlıkta,Hıristiyanlıkta bulamadığım her şeyi buldum.Müslümanlığın hangi kaidesinin,hangi esasının bana daha yakın geldiğini söyleyemem.Zira onun her kaidesine,her esasına hayranım.Müslümanlık,muazzam bir abidedir.Onun tek parçası bile nizam içinde kenetlenmiş ve perçinlenmiştir.Parçaların arasında muazzam bir ahenk vardır.Hiçbir eksiği yoktur.Her şeyi yerli yerindedir.Belki,bu son derece taktire layık intizam,beni İslam dinine bağlayan bir amildir.Hayır,beni İslam dinene bağlayan,ona karşı duyduğum aşktır.Bilirsiniz ki,aşk birçok şeylerden teşekkül eder: Arzu,yalnızlık,ihtira,teali,yükselmek ve ilerlemek hevesi,kudret ve kudretimizle karışık zaaflarımız,muavenet ve muhafaza edici bir yardımcıya olan ihtiyaç ve benzerleri.İşte ben,bütün kalbimle ve aşkımla İslam dinine sarıldım ve o da,bir daha çıkmamak üzere kalbime yerleşti.

 11  Dr. ÖMER ROLF FREİHERR VON EHRENFELS  (Avusturyalı)

 (Rolf Freiherr (baron) von Ehrenfels,bütün dünyada (Gestalt=kuruluş) fizyolojisi ilminin kurucusu olarak kabul edilen Prof. Dr Baron Christian Ehrenfelsin tek oğludur.Meşhur bir aileye mensuptur.Daha küçük çocukken şarka karşı büyük merak duymaya ve İslam dini tetkik etmeye başlamıştır.Kız kardeşiİmma von Bodmesrhof,Lahorda 1953 te neşr olunan bir eserinde kardeşinin bu hevesini uzun uzadıya anlatmaktadır.Rolf,genç yaşında Türkiye,Arnavutluk,Yunanistan ve Yugoslovyayı dolaşmış ve Müslümanlara temas etmiş,Hıristiyan olmasına rağmen,camilerde ibadete katılmıştır.Nihayet İslam dinine karşı olan bu yakınlığı,onun 1927 senesinde Müslümanlığı kabul etmesine sebep olmuş ve kendisine Ömer ismini seçmiştir.1932 senesinde Hindistanı da ziyaret etmiş ve (İslamda kadının yeri) isimli bir kitap neşr etmiştir.Almanlar İkinci Cihan Harbi esnasında Avusturyayı işgal edince,Rolf,Hindistana kaçmıştır.Kendisini kabul eden Ekber Haydarın yardımı ile,Asamda antropolojik araştırmalar yapmış ve 1949 da Madras Üniversitesi antropoloji profesörlüğüne tayin edilmiş ve Bengelde bulunan (Royal Aslotic Society) tarafından altın madalya ile mükafatlandırılmıştır.Kitapları urdu dilinde de tercume edilerek basılmıştır.)

 Niçin Müslüman olduğumu soruyorsanız.Beni Müslüman yapan ve din olduğunu bana bildiren hususları aşağıda sıralıyorum :

 * İslamiyet,dünyada tanıdığımız bütün dinlerin iyi kısımlarını ihtiva eder.Bütün dinler insanların sulh ve sükun içinde yaşamasını isterler.Fakat,hiçbir din bunu,İslam dininde olduğu gibi insanlara açıklayamamıştır.Başka hiçbir din,İslam dini kadar halıkımıza ve din kardeşlerine karşı,bu derece sevgi aşılayamamıştır.

 * İslamiyet,sulh ve sükun içinde Allahü tealaya tam bir teslimiyet emreder.

 * Tarih tetkik edilirse,hakikaten İslam dininin en son ilahi hak din olduğu ve artık başka bir din zuhur etmeyeceği kendiliğinden meydana çıkar.

 *Muhammed aleyhisselam,İslamı tebliğ etmiş olup,peygamberlerin sonuncusudur.

 * İslam dinine giren bir kimse,şüphesiz eski dininden ayrılmış olacaktır.Fakat,bu ayrılık zan olunduğu kadar büyük değildir.Bütün ilahi dinlerde iman esasları birdir.Kur’an-ı Kerim,eski ilahi dinleri kabul eder.Ancak,bu dinlere sonradan karıştırılan yanlış akideleri düzeltmekte,İsa aleyhisselamın hakiki dinini izhar etmekte,Muhammed aleyhisselamın son peygamber olduğunu ve Ondan sonra başka bir peygamber gelmeyeceğini ilan etmektedir.Yani İslamiyet,diğer dinlerin hakiki ve kamil şeklidir.İnsanlar türlü menfaatler ve ihtiraslar yüzünden,birbirlerine düşman olmuşlardır.Bundan menfaat umanlar olmuş,dinleri birbirine karşı düşman yapmaya çalışmış,aslı Allahü tealayı tanımak olan dinleri,dünya işlerinde bir vasıta olarak kullanmaya başlamışlardır.Halbuki,dikkat edilecek olursa,İslam dininin,diğer ilahi dinleri kabul ettiği,fakat onlarda zamanla ve insan eliyle yapılan hataları tashih ettiği görülür.İslamiyeti kabul etmek,erkek ve kadın bütün insanların muhtaç oldukları,manevi ve maddi yardımı yapmak demektir.

 * İnsanlar arasında kardeşlik fikri,hiçbir dinde,İslam dininde olduğu şekilde bildirilmemiştir.Müslüman olan herkes,hangi ırktan,hangi milletten,hangi renkten ve hangi dinden olursa olsun,birbirinin din kardeşleridir.Bu büyüklük hiçbir dinde yoktur.

* İslam dini,dünyada kadınlara da büyük haklar veren bir dindir.İslam dini,kadına en büyük yeri vermiştir.Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, (Cennet anaların ayağı altındadır) buyurmuştur.

 İslam dini,diğer dinlere mensup olanların yaptıkları eserlere hürmet etmiş,bunları barbarlar gibi yıkmamıştır.İstanbulda Fatih ve Sultan Ahmet camileri yapılırken,Ayasofyanın bazı kısımlarını model almaktan çekinmemişlerdir.Müslümanlar bütün tarih boyunca,diğer din mensuplarına en büyük adaleti ve merhameti göstermişlerdir.

 İşte bütün bunlar için,ben Müslümanlığı kendime din olarak seçtim.

 12  Dr. BENOİST [ALİ SELAM ]  (Fransız)

 Ben bir doktorum ve koyu Katolik bir aileye mensubum.Fakat doktorluğu meslek olarak seçmem ve pozitif,tecribi,tabii ilimlerle meşgul olmam,bende Hıristiyanlığa karşı büyük bir nefret uyandırmıştı.Din hususunda aile fertlerim ile aynı fikirde değildim.Evet,büyük bir halık[Yaratıcı] vardı ve ben de Ona,yani Allahü tealaya inanıyordum.Fakat Hıristiyanlığın,bilhassa Katoliklerin bu büyük yaratıcı etrafında meydana getirdikleri türlü türlü garip ilahlar,oğullar,Ruh-ul Kudsler,İsa aleyhisselamın Allahın oğlu olduğunu ispat için akıl almaz uydurmalar ve daha bir takım hurafeler,ayinler,türlü türlü merasimler,beni Allahü tealaya yaklaştırmıyor,aksine Ondan uzaklaştırıyordu.

 Ben,bir tek Allahın varlığına inandığımdan,hiçbir zaman teslisi(üç tanrıyı) kabul etmedim ve İsa aleyhisselamı hiçbir zaman Allahın oğlu olarak tanımadım.Demek oluyor ki,ben daha İslamiyeti tanımadan evvel,Kelime-i şehadetin yarısı olan (La ilaheillallah) kısmını çoktan kabul etmiştim.İslam dini ile meşgul olmaya başladığım ve Kur’an-ı Kerimde rast geldiğim meal-i şerifi, (söyle ki,Allahü teala birdir,doğmamıştır ve doğuraz ve Ona benzer hiçbir varlık yoktur) olan İhlas suresini okuduğum zaman (Aman  Allahım,işte ben tam buna inanıyorum) dedim ve içimde büyük bir ferahlık duydum.İslamiyeti daha derinden tetkik etmenin çok lüzumlu olduğunu gördüm.İslamiyeti inceledikçe,bu dinin benim düşüncelerime tamamen uygun olduğunu hayret ile görüyordum.İslamiyet,din adamlarını,hatta Peygamberleri “aleyhimüssalevat” bizim gibi insanlar olarak kabul ediyor,onlara ilahlık vasfı vermiyordu.Hele,bir papazın günahları af edebileceğini,asla kabul etmiyordu.İslam dininde,hiçbir hurafe,akla uymayan bir hüküm,anlaşılmayan bir bahis yoktur.İslam dini,tam benim istediğim gibi,insanların günahkar olarak dünyaya geldiklerini kabul etmiyordu.İnsanlara ruh ve beden temizliği emrediyordu.Tıbbın esas kaidesi olan temizlik,İslam dininde,Allahü tealanon bir emriydi.İbadete temiz olarak gelmeyi emrediyordu ki,başka hiçbir dinde bunu rastlamamıştım.

 Hıristiyanlıkta,Hıristiyan dinine girerken ve ayinlerde İsa aleyhisselam ile,haşa tanrı ile birleşebilmek için papazın İsa’nın eti diye verdiği ekmeği yemek ve kanı diye verdiği şarabı içmek gibi ayinlerin,puta tapan en ibtidai kavimlerin bir adeti olduğunu görüyor ve bunlardan nefret ediyordum.Benim pozitif ilimlerle inkişaf eden aklım,böyle çocukça ve hakiki bir dine yakışmayan saçma merasimleri,şiddet ile ret ediyordu.Diğer taraftan,İslamiyette bunların hiçbiri yoktu.İslamiyette yalnız hakikat,sevgi ve temizlik vardı.

 Artık kararımı vermiştim.Müslüman dostlarıma gittim ve Müslüman olmak için ne yapmak lazım geldiğini sordum.Bana (Kelime-i şahadet) söylemesini ve manasını öğrettiler.Ben yukarıda da söylediğim gibi,bunun yarısını,yani (Bir tek Allah vardır) kısmını Müslüman olmadan evvel kabul etmiştim.Geri kalan (Muhammed aleyhisselam Onun resulüdür) kısmını da kabul etmek hiç güç olmadı.Artık İslam dini hakkında neşr olunmuş ciddi eserleri incelemeye başladım.Bunların arasında Melek Bennabinin çok güzel bir eseri olan (Le Phene Coranique) iokunduğum zaman,Kur’an-ı Kerimin ne muazzam bir eser olduğunu hayret ve taktir ile gördüm.Bundan on dört asır önce indirilmiş bu Allah kitabından yazılı olanlar,bugünkü ilmi ve fenni araştırmaların neticelerine tamamı ile uymaktadır.Hem ilim ve fen ve hem de içtimai faaliyetler bakımından,Kuer’an-ı Kerim,yalnız bugünün değil,aynı zamanda yarının da kitabıdır.

 1953 senesi 20 Şubat günü Paris camisine giderek orada müftü efendinin ve şahitlerin huzurunda İslam dinini resmen kabul ettim ve Ali Selman ismini aldım.
 
 Bu yeni dinimi,çok seviyorum.Çok bahtiyarım ve sık sık kelime-i şahadet getirerek ve manasını düşünerek,İslam dinine olan imanımın kuvvetini açıklıyorum.

 13  Dr. R. L. MELLEMA (Hollandalı)

 (Dr. Mellema,Amsterdamda Tropical müzesinin,İslam eseri kısmının müdürüdür. (Wayang bebekleri) , (Pakistan hakkında bilgiler) , (İslamiyeti tanıttırma) eserleri ile meşhurdur.)

 1919 senesinde,Leiden Üniversitesinde şark dillerini incelemeye başladım.Hocam bütün dünyanın çok iyi tanıdığı Arap lisanına vakıf, Prof. Hurgronje idi.Bana Arabi okumayı,yazmayı ve tercüme etmeyi öğretirken,ders kitabı olarak Kur’an-ı Kerim ile Gazalinin eserlerini vermişti.Esas çalışma mevzuu,(İslamiyette Hukuk) idi.Ben,İslam tarihi ve İslamiyet ile alakalı ilimler hakkında,o zamana kadar Avrupa dillerinde neşr edilmiş birçok kitap okudum.1921 yılında Mısıra gidere,El-ezher medresesini ziyaret ettim.Bir ay kadar orada kaldım.Bundan sonra,Arabiden başka Sanakrit ve Malayi dillerini de öğrendim.1927 senesinde,o zamanlar Hollanda sömürgesi olan Endonezya’ya gittim.Cakarta’da yüksek okulda Cava dilini öğrenmeye başladım.15 sene müddet ile kendimi yalnız Cava dilinde değil,aynı zamanda eski ve yeni Cava medeniyet tarihinde de yetiştirdim.Bütün bu müddet zarfında,hem Müslümanlarla temas ediyor,hem de elime geçen Arabi kitapları okuyordum.İkinci Cihan Harbinde,Japonlar Endonezya adalarını işgal ettiler.Beni esir aldılar.Harp bitinceye kadar süren çok zahmetli bir esaret hayatından sonra,tekrar Hollandaya döndüm ve Amsterdamda Tropical müzesinde kendime bir iş buldum.Burada tekrar İslamiyet üzerine çalışmaya başladım.Benden,Cavadaki Müslümanları anlatan küçük bir kitap yazmamamı istemişlerdi.Bu işi de ele alarak tamamladım.1954-1955 seneleri arasında,Pakistandaki Müslümanlar hakkında etüt yapmak üzere,beni oraya gönderdiler.O zamana kadar yukarıda da söylediğim gibi,yalnız Avrupa dillerinde İslamiyet hakkında çıkan eserleri okumuştum.Pakistana varıp,Pakistanlı Müslümanlarla temas edince,İslamiyeti büsbütün başka bir şekilde görmeye başladım.Lahorda Müslüman dostlarımdan beni camilerine götürmelerini rica ettim.Bunu memnuniyet ile karşıladılar ve beni bir Cuma namazına götürdüler.İbadeti büyük bir dikkat ile seyrettim ve dinledim.üzerimde o kadar büyük bir tesir yaptı ki,adeta kendimden geçtim.Artık kendimi Müslüman olmuş kabul ediyor,Müslümanların ellerini bir kardeş olarak sıkıyordum.Camideki hissiyatımı,1955 yılında (Pakistan Quarterly) mecmuasının 4.sayısında şöyle naklediyordum :

 (Bu seferi,küçük bir camiye gittik.Bu camide çok iyi İngilizce bilen ve Pençab üniversitesinde profesörlük yapan bir alim vaaz verecekti.Kendisi vaaz verirken onu dinleyenlere : (Bu gün aramızda uzak bir yerden,Hollandadan gelmiş bir Müslüman kardeşimiz var.Onun da iyi anlaması için urdu diline daha fazla İngilizce kelimeler karıştıracağım) dedi ve çok güzel bir vaaz verdi.Ben dikkat ile dinledim.Vaaz bittikten sonra,camiden ayrılmak isterken,beni oraya getiren Allame Sahib,beni dikkat ile seyreden Müslüman kardeşlerin,benim de bir şeyler söylememi arzu ettiklerini,kendisinin benim söyleyeceklerimi Urdu diline tercüme edeceğini bana bildirdi.Bunun üzerine ben de onlara şunları söyledim : (Ben ta uzaktan,Hollanda isimli memleketten geliyorum.Orada bulunduğum yerde çok az Müslüman vardır.Bu adeti az olan Müslümanlar size selamlarını bildirmeye beni memur ettiler.Sizin istiklalinizi kazanmış olmanıza ve böylece dünyada yeni bir Müslüman devleti daha kurulmuş bulunmasına çok seviniyorum.Yedi sene evvel kurulmuş olan Pakistan,vaziyetini tamamıyla sağlamlaştırmaya muvaffak olmuştur.Başlangıçta çektiğiniz birçok müşkülattan sonra,artık memleketiniz feraha kavuşmuştur ve sürat ile terakki etmektedir.Pakistanın atisi,geleceği çok parlaktır.Ben memleketime döndüğüm zaman,vatandaşlarıma sizlerin ne kadar nazik,kibar,cömert ve misafirperver olduğunuzu uzun uzadıya anlatacağım.Bana karşı gösterdiğiniz büyük muhabbeti hiçbir zaman unutmayacağım). Bu sözlerimi Allame Sahib,urdu diline tercüme edince,camideki bütün Müslümanların yanıma koşarak,ellerimi sıkmaya ve beni tebrik etmeye başladıklarını büyük bir zevk ile gördüm.Kalplerinden gelen bu candan kardeşlik tezahürü,beni son derece mesrur etti.Ben artık tamamıyla Müslüman kardeşler camiasına girdiğimi görüyor ve kendimi çok bahtiyar hissediyordum.)

 Pakistanlı Müslüman kardeşler,bana İslamiyet yalnız nazariyelerden ibaret olmadığını gösterdiler ve ispat ettiler ki,İslamiyet her şeyden önce ahlak güzelliğidir ve bir insanın iyi bir Müslüman olması için,çok temiz ahlaklı olması lazımdır.

 Şimdi ikinci suale,yani(sizi İslamiyete en çok ne çekti?) sualinize cevap vereyim :

 Beni Müslüman olaya sevk eden ve bütün kalbimle İslam dinine bağlayan şunlardır :

 * Tek Allahın varlığı.İslamiyet,bir tek büyük halık tanır.Bu büyük yaratıcı ne doğmuştur,ne doğurur.Bir tek yaratıcıya inanmak kadar mantıki ve makul ne vardır?En basit düşünceli bir insan bile,bunu doğru bulur ve buna iman eder.İsmi Allah olan bu tek büyük yaratıcı,en büyük ilmin,en büyük hikmetin,en büyük kudretin ve en büyük güzelliğin sahibidir.Merhamet ve şefkati de sonsuzdur.

 * Allahü teala ile kul arasında kimsenin bulunmayışı.İslamiyette kul,rabbi ile karşı karşıya gelir ve doğrudan doğruya Ona ibadet eder.Allahü teala ile kul arasınd,kimsenin girmesine lüzum yoktur.İnsanlar,gerek dünyada,gerek ahirette yapılması gereken hususları,Allahü tealanın kitabı olan Kur’an-ı Kerimden,hadis-i şeriflerden ve İslam alimlerinin kitaplarından öğrenirler.Yaptıkları işlerin hesabını yalnız Allahü tealaya verirler.Bir insanı ancak Allahü teala mükafatlandırırı veya cezalandırır.Allahü teala,hiçbir kulunu,yapmadığı bir işten mesul tutmaz ve hiçbir kuluna yapamayacağı bir işi emretmez.

 * İslamiyetteki büyük merhamet.Bunun en açık ifadesi,Kur’an- Kerimdeki (Zor ile Müslüman yapmak yoktur) mealindeki ayettir.Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam,bir Müslümanın ilim öğrenmek için,icap ederse,en uzak yabancı memleketlere gitmesini emretmektedir.Müslümanlara,Müslümanlıktan evvel gelen hak dinlerin bozulmayan kısımlarına hürmet etmeleri de emrolunmaktadır.
 
* Hangi ırktan,hangi milletten ve renkten olursa olsun,bütün Müslümanların kardeş sayılması.Dünyada,yalnız Müslümanlık bu büyük gayeye vasıl olmuştur.Hac zamanında,dünyanın her tarafından gelen yüzbinlerce Müslümanın aynı ihram örtüsüne sarılarak secdeye kapanması,bütün Müslümanların kardeş olduklarını bildiren muazzam bir ifadedir.

* İslamiyette maddiyat ile maneviyata aynı kıymetin verilmesi.Diğer dinlerde,yalnız ruhtan,maneviyattan ve anlaşılmaz bazı garip hususlardan bahs olunur.Halbuki,İslam dininde hem beden,hem de ruh aynı derecede dikkat nazarına alınmış,insanlara yalnız ruh temizliği değil,beden temizliği için de lüzumlu bütün hususlar emrolunmuştur.İnsanın ruhi inkişafı,bedeni ihtiyacı ile birleştirmiş ve onun maddiyatına hakim olarak,nasıl yaşaması icap ettiği,gayet açık bir surette beyan edilmiştir.

* İslamın,alkolü ve uyuşturucu maddeleri ve domuz etini haram etmesi [yasaklaması].Kanaatime göre beşeriyetin başına en büyük felaketleri getiren,alkol ve uyuşturucu maddelerdir.Bunların men etmesi,İslamiyetin ne kadar muazzam bir din olduğunu ve zamanından ne kadar ileride bulunduğunu göstermeye kafidir.

14  FAZLEDDİN AHMED OVERİNG (Hollandalı)

 Şark medeniyetleri ile ilk münasebetimin ne zaman başladığını,kati olarak tayin edemiyorum.Bu irtibat,evvela lisan sebebi ile meydana geldi.Çünkü ben şarklıların dillerini öğrenmek istiyordum ve bundan tahminen 30 sene öne yani daha 12,13 yaşlarında iken,Arabi öğrenmeye başladım.Fakat bana yardım edecek kimse bulunmadığından,bu iş çok ağır geliyordu.Arabi öğrenirken Araplar ve İslamiyet hakkında Avrupalılar tarafından yazılmış bazı kitaplar almıştım.Bunların çoğunda İslamiyet hakkında tam ve tarafsız bilgi verildiğini sanmıyorum.Buna rağmen Muhammed aleyhisselam hakkında yazılan yazılar,bende Onun şahsiyetine karşı büyük bir saygı doğmasına kafi gelmişti.Fakat,İslamiyet hakkında öğrendiğim bilgiler,yanlış ve noksandı.Bana rehberlik edecek kimse de yoktu.

 Nihayet elime T.G. Browne tarafından yazılan (History of Persian Literature in Modern Times = İran yeni zaman edebiyat tarihi) isimli mükemmel bir eser geçti.Bu kitapta iki nefis şiir buldum.Bunlardan biri Hatıf İsfehaninin terci’i bendi,diğeri Mohtaşim Kashaninin haftbendi idi.

 Hatıfın şiirini okurken,ne büyük bir heyecan duyduğumu size tasvir edemem.Bu şiir,kararsızlık ve ızdırap içinde çırpınan ve kendinse selamet yolunu gösterecek mürşid arayab ruhu ne güzel tasvir ediyordu!Bunu okurken bu büyük şairin sanki benden bahsettiğini,benim hakikati bulmak için yaptığım mücadeleleri ifade ettiğini sanıyordum.Şiirin her beytinde beyan edilen fikirleri tabi aynen kabul edemiyordum.Fakat aşağıdaki beyt tamamıyla benim düşüncelerime cevap veriyordu :

  Yalnız bir O vardır ve Ondan başak kimse yoktur,
  Ondan başka ibadete layık bir ilah yoktur.

 Ben,annemin arzusuna ve kendi merakıma da uyarak,din tedrisatı yapan bir yüksekokula  kayıt olmuştum.Bu mektep,din dersleri vermekle beraber,müte’assıb değildi.Talebelerin fikirlerini serbestçe söylemelerine müsaade ediliyor ve onların fikirlerine karşı büyük bir ehemmiyet veriliyordu.Verilen din dersleri,ancak bir insanın bilmesi gereken ana bilgilerden ibaretti.Bütün bunlara rağmen,okulun son imtihanında bana sorulan (Dinler hakkındaki düşünceniz nedir?) sualine karşı benim (İslam dinine karşı büyük bir hürmet duyuyorum) diye cevap vermekliğim,her halde mektep müdürünü hayrete düşürmüştü.O tarihlerde,ben İslamiyete büyük bir sevgi duymakla beraber,imanım tam teşekkül etmemişti.Daha bir şeye karar veremiyordum.O zamana kadar bana kilisenin telkin ettiği İslam düşmanlığından tamamıyla kurtulamamıştım.

 Bu sefer çok ciddi olarak ve Avrupalı yazarların kitaplarının tesiri altında kalmayarak,sırf kendi mantık ve düşüncem ile,İslam dinini incelemeye başladım.O zaman,ne güzel hakikatlerle karşılaştım!Birçok insanların,çocukken kendilerine telkin edilen dinden uzaklaşarak,Müslümanlığı niçin kabul ettiklerini anlamaya başladım.Çünkü İslamın birinci manası,insanın kendisi ve dünyası,Allahü tealaya halis bir iman ve selamet içinde olması,ikinci manası ise,kendisini Allahına tamamıyla teslim etmesi ve Onun emirlerine itaat etmesi demekti.Kur’an-ı Kerimde bu hususta yazılı olan şeyleri aşağıda nakletmeye çalışacağım.Esas Arabisinin o muhteşem ahenginden mahrum kalsa bile,gene bu sözler insanı çok cezb etmektedir.

 Fecr suresinin yirmi yedinci ayeti ve devamında mealen , (Ey huzur içinde olan ruh!Sen Ondan,O da senden razı olarak Allahına dön!Benim [salih] kullarım arasına katıl,benim Cennetime gir!) buyrulmuştur.

 İşte yalnız bu ifade bile,İslam dininin,Hıristiyanlık ve diğer dinler gibi bir takım hurafelere bağlı olmayan,dürüst ve hakiki Allah dini olduğunu göstermeye kafidir.

 Hıristiyanların,insanların günahkar olarak doğduğu ve yeni doğan bir çocuğun bile kendisinden evvel gelenlerin günahlarını taşıdığı hakkındaki akidesine karşı,Kur’an-ı Kerimde En’am suresinin yüz altmuş dördüncü ayetinde mealen , (Herkesin kazandığı kendisinedir,kimse başkasının yükünü [günahını]taşımaz) buyrulmuştur.A’raf suresinin kırk ikinci ayetinde ise mealen (Biz insana ancak gücü yettiği kadar yükleriz) buyrulmuştur.İnsan bunları okurken,bunların,Allah kelamı olduğunu kalbinde duymakta ve Müslümanlığa seve seve iman etmektedir.İşte ben böyle yaptım ve Allahü tealanın en doğru dini olan İslamiyeti seçtim ve seve seve Müslüman oldum.

 15  Hacı LORD EL-FARUK HEADLEY (İngiliz)

 (Bir Lord olan Headley Asaletmeab ünvanına sahiptir.Sir George Allanson,1855 tarihinde doğmuş olup,İngilterenin en eski bir ailesinden gelmiştir.İngilterede birçok mühim siyasi vazifelerde bulunmuş,aynı zamanda muharrir olarak da şöhret yapmıştır.Cambridge Üniversitesinden mezundur.1877 senesinde lord payesini kazanmıştır.İngiliz ordusunda yarbay olarak vazife yapmıştır.Asıl mesleği mühendislik olmasına rağmen,kuvvetli bir kaleme sahiptir. (Bir Avrupalının gözü açılıp Müslüman oluyor) eseri,neşr ettiği kitaplar arasında en meşhurudur.Lord Headley,1913 senesinde Müslüman olmuş,Hacca gitmiş,Şeyh Rahmetullah-ı Faruk adını almıştır.1928 senesinde Hindistanı da ziyaret etmiştir.)

 Niçin Müslüman oldum? Belki bazı dostlarım ve akrabalarım,benim Müslüman dostlarımın etkisi altında kalarak,Müslüman olduğumu zannederler.Halbuki mesele hiçte böyle değildir.Müslümanlığı kabul edişim,uzun seneler süren tetkik ve tefekkür neticesidir.Ben,İslam dinin,ancak çok iyi inceledikten ve onun hakkında tam bir kanaat sahibi olduktan sonra,Müslümanlarla temas ettim ve onların da kendi dinleri hakkında tıpkı benim gibi iman ettiklerini görerek,iyi bir dine girdiğimi anladım ve çok sevindim. 

 Kur’an-ı Kerim,bir insanın bütün kalbi ile ,iman ederek,İslamiyeti kabul etmesini emreder ve istemeyerek zorla dine girmeyi ret eder.İsa aleyhisselam da,kendi havarilerine, (Her hangi bir yere gittiğiniz zaman oradakiler sizi kabul etmez ve dinlemezlerse,siz hemen oradan ayrılın,onları zorlamayın) demiştir. (St. Mark, 6-11)

 Ben hayatımda birçok mutaassıp Protestanlar gördüm ki,Katolik talebe yurtlarına giderek,Katolik talebeleri zorla Protestan yapmaya çalışıyorlardı.Bu lüzumsuz gayretler ve zorlamalar,birçok kavgalara,dargınlıklara,anlaşmazlıklara sebep oluyor,insanları birbirine düşman yapıyordu.Aynı manasız işleri,Hıristiyan misyonerler,Müslümanlara karşı tatbik ettiler.Müslümanları Hıristiyan yapmak içn,her şeyi göze aldılar.Onları türlü türlü vasıtalarla aldatmaya çalıştılar.

 Para,iş,mevki vaad ettiler.Halbuki,bu zavallı gafiller bilmiyorlar ki,İsa aleyhisselamın hakiki emirlerini en iyi tatbik ve tasdik eden  din,İslamiyettir.Hıristiyanlar o kadar bozulmuştur ki,İsa aleyhisselamın teklin ettiği hakiki nasraniyet ortadan kaybolmuş,onun telkin ettiği bütün insani hususlar unutulmuştur.Bunlar,bugün ancak İslamiyette vardır.O halde,ben Müslüman olmakla hakiki,temiz nasraniyete de kavuştum.Çünkü,İsa aleyhisselamın emrettiği kardeşlik,birbirine bağlılık,merhamet,hüsn-i zan,eli açıklık,bugünkü Hıristiyanlarda değil,ancak Müslümanlarda vardır.Size ufak bir misal vereyim : Hıristiyan Atnasyan(athnasian) fırkası,Hıristiyanlığın esasısın (teslise) inanmak olduğunu ve her hangi bir kimse aklından buna karşı ufacık bir şüphe bile geçirirse,derhal mahvolacağı ve eğer bir kimse dünya ve ahirette selamete kavuşmak isterse,muhakkak (Tanrı,Tanrının oğlu ve Ruh-ul kuds) gibi üç ilaha inanmak mecburiyetinde bulunduğunu tekrarlayıp durmaktadır.

 Başka bir misal daha : Müslüman olduğum zaman,bana birisi bir mektup yazdı.Bu mektupta, (Siz,Müslüman olmakla mahvoldunuz artık.Sizi kimse kurtaramaz.Çünkü,Allahın ilahlığına inanmıyorsunuz) diyordu.Bu zavallı adam,benim artık Allahü tealaya inanmadığımı sanıyordu.Çünkü,onun kanaatine göre,Allahü tealanın ilah olabilmesi için,muhakkak üçlü olması lazım idi.Halbuki bu ahmak bilmiyor k,,İsa aleyhisselam da,temiz nasraniyeti tebliğe başladığı zaman,Allahü tealanın bir olduğundan bahsetmiş,hiçbir zaman,Onun oğlu olduğunu iddia etmemişti.İslamiyet (Ancak bir tek Allah vardır) demekle saf nasraniyetin esas kaidesini ortaya koymuştu.Bugün,aklı başında olan bir insanın,bir tek Allahın varlığına inanması kadar mantıki bir şey yoktur.Ben,Müslüman olmakla hakiki tek Allaha inanıyorum ve İsa aleyhisselamdan sonra,onun temiz dinine eklenen birçok yalanları ret ediyorum.Bu mektubu yazan ve onun gibi düşünen insanlara,ancak acımak lazımdır.Bugün Hıristiyanlar,dünden güne dinlerini terk ederek ateist (dinsiz) olmaktadırlar.Zira bugünkü Hıristiyanlar,normal,kültürlü bir insanı artık tatmin edememektedirler.İnsanlar,körü körüne efsanelere inanmamakta,Hıristiyanlık akidelerini şüphe ile karşılamaktadırlar.Buna karşılık,ben bütün hayatım müddetince,hakiki bir Müslümanın,dininden şüphe ettiğini duymadım.Zira İslam dini,insanların bütün ruhi ve bedeni ihtiyaçlarını,en mükemmel ve mantıki tarzda tatmin etmektedir.

 Şuna eminim ki,binlerce Hıristiyan erkek ve kadın,İslam dinini incelemiş ve onu tamamıyla benimsemişlerdir.Fakat,resmen Müslüman olunca,işlerini,memuriyetlerini kaybedecekleri ve ahbapları tarafından alaya alınacakları korkusuyla bir türlü Müslüman olmaya cesaret edememektedirler.Bizim mekteplerimizde,hala İslamiyet,Allahü tealaya inanmayanların dini olarak öğretilmektedir.Ben bütün arkadaşlarımın,ahbaplarımın beni (Ruhu mahvolmuş bir insan) olarak lanet edeceklerini göze alarak Müslüman oldum ve yirmi senedir İslamiyete iki elle sarılmış bulunmaktayım.

 Müslümanlığı neden kabul etiğimi böylece kısaca anlattıktan sonra,tekrar edeyim ki,ben Müslüman olmakla,aynı zamanda,çok daha doğru ve temiz bir İsevi olmayı da başardım.Diğer Hıristiyanlara da bir misal olmak isterim.Müslüman olma,onları Hıristiyanlığa düşman yapmaz,aksine onlara hakiki İseviliğin ne olduğunu öğretir ve onları yükseltir.

 16  ABDULLAH ARCHİBALD HAMİLTON (İngiliz)

 (Sir Archibald Hamilton,İngilterenin tanınmış bir diplomatı olup,Birinci Cihan Harbinde deniz subayı olarak da vazife yapmıştır.Meşhur bir aileden gelmekte olup,baronet (Baron adayı demektir) unvanını taşımaktadır.1923 senesinde İslam dinini kabul etmekle şereflenmiştir).

 Buluğa vasıl olduktan beri,İslam dininin sadeliği ve billur gibi berraklığı,beni daima kendisine cezp etmiştir.Bir Hıristiyan olarak doğduğum ve bir Hıristiyan terbiyesi aldığım halde,batı akidelerine bir türlü inanmamış,daima hakkı,hakikati ve mantığı,körü körüne inanışlara tercih etmiştim.Ben,bir tek Allaha,huzur ve ihlas ile ibadet etmek istiyordum.Halbuki ne Roma kilisesi (Katolik), ne de İngiliz kilisesi (Protestanlık) ,bunu bana sağlayamıyordu.İşte bu sebep ile beni tam tatmin eden Müslümanlığı,vicdanımın telkinine uyarak kabul ettim ve ancak ondan sonra,kendimi Allahü tealanın hakiki kulu ve daha iyi bir insan olarak hissetmeye başladım.

 Ne yazık ki İslamiyet,birçok Hıristiyanlar,cahiller tarafından,yanlış,uyuşturucu ve yalan,uydurma bir din olarak anlatılmıştır.Halbuki,Allahü teala indinde hak din İslamiyettir.İslamiyet,kuvvetlinin zayıflarla,zenginlerin fakirlerle birleşmesini sağlayan mükemmel bir dindir.İnsanlar iktisadi bakımdan esas olarak üç sınıfa ayrılırlar.Bu sınıflardan birincisi,Allahü tealanın birçok nimetlerle zengin ettiği kimselerdir.İkinci sınıf,hayatı kazanmak için çalışmak zorunda olanlardır.Bir de üçüncü sınıf vardır.Bu sınıfta bulunanlar,kendi kusurları olmadığı halde,kafi derecede kazanamayanlar,işsiz kalanlar,iş yapamaz hale gelenlerdir ki,fakirlik ve zaruret içindedir.İşte İslam,bu üç sınıfın da birbiriyle kaynaşmasını sağlar.Zengin olanın fakire yardım etmesini emreder.Zilletin,ızdırabın ortadan kaldırılması sebeplerini ihsan eder.

 İslam dini aynı zamanda insanların çalışma kudretine,şahsi gayretlerine ve iş görmek kabiliyetlerine de ehemmiyet verir.İslam kanununa göre sahipsiz bir araziyi fakir bir çiftçi,belirli bir zaman kendi gayreti ile işlerse,arazi onun olur.İslam dini,yıkıcı değil,yapıcıdır.

 İslam dini,kumarı ve ona benzeyen bütün kötü,zararlı oyunları men eder.İslam dini,insanı sarhoş eden bütün içkileri de men eder.Hakikaten dünyada insanların başına gelen felaketlerin çoğunun sebebi,kumarla içkidir.

 Biz Müslümanlar,her şeyin kadar elinde esir olduğuna inanan kimseler değiliz.İslamda bahs konusu olan (kader) ,hiçbir şey yapmadan,ağzını havaya açarak her şeyi Allahü tealadan beklemek demek değilidr.Tam bunun aksine,Kur’an-ı Kerimde Allahü teala daima çalışmayı emretmektedir.İnsan bütün gayreti ile çalışacak,bütün zahiri sebeplere yapışacak,ancak ondan sonra Allahü tealaya tevekkül edecektir.Çalışmadan önce değil,çalışırken,başarabilmek,kazanmak için.Rabbine yalvararak,Ondan yardım bekleyecektir.İslamın (Hayr ve Şer [iyilik ve fenalık] Allahü tealadan gelir) akidesi,her şeyi Allahü teala yaratır demektir.İslamiyette,(Hiçbir şey yapmadan boş durmak) diye bir şey yoktur.Kader,olacak her şeyi,Allahü teanalın ezelde bilmes


[ Yazar : İlhan Metinkale | Okunma : 950 | Tarih: 15.05.2009 ]
         Oy : 0-Puan : 0



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (43 %)
Hayır (56 %)
110 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.36 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3