v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 4
Dün : 43
Toplam : 3367556
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ



                              Gemi mürettebatı
      Japonya, İmparator Meiji döneminde dünyaya açılmaya başlamış, gözünü açar açmaz karşısında bulduğu ABD, İngiltere, Çin ve Rusya dışındaki ülkeleri de tanımak istemiştir. 1887 yılında Japon İmparatoru Meiji'nin yeğeni Prens Akihito Komatsu, bir Avrupa gezisi dönüsünde İstanbul’da II. Abdülhamit'i ziyaret etmiştir..Bunun üzerine Abdülhamid, Japonya’ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmişti. Bu ziyaretin önemli siyasi nedenleri de vardır; Daha önceleri Rusya’ya karşı bir müttefik sayılabilecek İngiltere, birkaç yıl önce Mısır’ı işgal etmiş, Arapları da Osmanlıya karşı kışkırtmaya başlamıştır. Hilafeti Osmanlı’nın zorla Araplardan aldığını ve Müslüman dünyasının Osmanlı hilafetini kabul etmemesi gerektiğini öne sürmektedir. Garp cephesinde kaybetmesi kesin görünen Osmanlı için Abdülhamit’in kafasında bir çıkış planı vardır.Bu planlar şunlardır; Asya'da kök salan İngiliz İmparatorluğu'nun idaresi altındaki Müslüman toplumlarında bir nabız yoklamak, İslam dünyasının sadece Araplardan ibaret olmadığını, Asya'daki Müslümanların da İngiliz sömürgesindense, Osmanlı hilafetini benimseyebileceğini göstermek. Bu amaç için, Japonya'ya bir "iade-i ziyaret" heyeti göndermek çok iyi bir fikirdir. Japonya ile ilişkiler kuvvetlendirilirken, geminin yolda ikmal için uğrayacağı Müslüman limanlardaki atmosfer, İmparatorluğun geleceği için önemli bir gösterge olacaktır.
     Bu ziyaret için İstanbul tersanelerinde yapılan Ertuğrul Fırkatey’ni seçildi. Fırkateyn, hem yelken hem de makine ile hareket ediyordu. Üç direkli geminin ana hareket vasıtası yelkendi. 600 beygir gücündeki makinesi de yardımcı bir itici kuvvet oluşturuyordu. 2 bin 400 ton ağırlığında, ahşap bir gemi olan Ertuğrul Fırkateyni 25 yaşındaydı. Yaklaşık 1 yıl önce ahşap kısımları tamir görmüştü. Ancak, makine ve kazanların alt bölümüne dokunulmamıştı. Kafile Başkanı Albay Osman Bey, gemi komutanı da Hint Okyanusu tecrübesi olan Yarbay Ali Bey’di. Gemide özel olarak seçilen 56’sı subay toplam 609 mürettebat vardı. O yıl Bahriye Mektebini bitiren genç teğmenlerin tamamı da gemiye alınmış ve bu uzun gezide tecrübelerini artırmaları hedeflenmişti.
    Gemi II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürecekti. Ertuğrul Fırkateyni, Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıktı. Gemiye çok az bir kömür tahsisatı verilmiş, sadece limanlara girip çıkarken görüntüyü kurtarmak için buhar kullanılması, açık denizde yelken açılması emredilmiştir. Gemi bu şekilde birkaç küçük kaza ile Süveyş kanalını geçmiş, Aden'de bir mola verdikten sonra Bombay'a doğru yelken açmıştır. Ertuğrul, 1889 Ekiminde İngiliz sömürgesi altında, ancak nüfusunun yarısı Müslüman olan Bombay'a ulaşır. Ertuğrul'un Hindistan'a geleceği, Müslüman toplum arasında bir efsane gibi yayılmıştır ve Lahor'dan, Delhi'den, Haydarabad'dan on binlerce Müslüman Bombay'a akın eder. Gemi limanda ziyarete açılır ve bir hafta içinde 150,000 kişi gemiyi ziyaret eder ki, aralarında Müslüman olmayan, ama İngilizlerden illallah etmiş mihraceler de vardır.
    Gemi yoluna devam edip Kasımda Seylan’ın başkenti Kolombo'ya ulaşır. Yolda çeşitli yerlerinden su almaya başlasa da, ziftli bezler ve kalaslarla durum idare edilir. Gemi, bir cuma sabahı Kolombo'ya varır ve mürettebat cuma namazını kılmak için topluca gemiden inince halkta müthiş bir coşku uyanır. Seylan Genel Valisi, 300.000 nüfusu olan Kolombo'da 200.000 kişinin gemiyi ziyaret etmek istediğini söyler. İzdiham şeklindeki halk ziyaretlerinin gemiyi yıprattığı bilinse de ses çıkarılmaz. Gemi buradan yola çıkıp Kasım sonlarında yine bir Cuma günü Singapur limanına varır. Singapur'da gemiyi, Osmanlı sancaklarıyla donanmış küçük tekneler halife lehine sloganlar atarak karşılar. Singapur yakınlarındaki ufak Müslüman devletçiklerinden olduğu kadar, Çin Hindinden, Sumatra'dan, Java'dan gelerek toplanan Müslümanlar, cuma namazını halifenin memuru olan gemi imamının kıldırmasını isterler. Ertuğrul ve komutanı Osman Bey, umduğunun ötesinde olumlu sinyaller almaya başlamıştır.
    Singapur'a gelen bir telgraf ile Osman Bey tuğamiralliğe terfi ettirilmiştir. Ancak, uzayan seyahat sonucu harcırah tükenmiş, İmparatorluk Galata Bankeri Ohannes efendiye rica minnet, Singapur’a 2000 altın göndertmiştir. Gemi birçok onarımdan daha geçmiş, güverte tahtaları değişmiş, ite kaka ayakta durmaktadır. Ertuğrul, Nisan başında Saygon'a ulaşmış, burada da Çin Müslümanları tarafından karşılanmıştır. Daha sonra Hong Kong'a giden gemi ve heyet, Çin deniz kuvvetleri yetkilileri ile tanışarak temaslarda bulunmuştur.

Ertuğrul Gemisi
     Gemi, 11 ay sonra 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’nın Yokohama Limanına vardı. Japon İmparatoru, Türk amiralini ve heyetini görkemli bir şekilde karşıladı. Şehir halkı Türk amiralinin saray arabası ile İmparatorun yanına gidişini sevgi gösterileriyle takip etti. Ertuğrul Fırkateyni, Japon sularında kaldığı üç ay boyunca etrafındaki binlerce Japon kayığına 50 kişilik bandosuyla konserler verdi. Osman Beyin 13 Haziran 1890’daki saray ziyareti ve resmi temasları da çok başarılı geçmiş ve Osman Bey, İmparator, Prensler ve Savaş Bakanı ile görüşmüş  arkasından gelen resmi davetler, yemekler, balolar çok iyi geçmiş ve Japonya'daki Osmanlı heyeti ülkenin ileri gelenlerinin, soylu ailelerin, sosyetenin ilgi odağı olmuş,  davet tekliflerine yetişemez bir şekilde, 2-3 haftayı Tokyo'da geçirmişlerdir. Nihayet geri dönüş yolculuğu için hazırlıklar tamamlandı. Yola çıkılacağı gün Japon Bahriyesinin tayfun uyarısına rağmen, Ertuğrul Fırkateyni planlandığı gibi 15 Eylül 1890 tarihinde Yokohama Limanı’ndan ayrıldı.
     Kushimoto açıklarında tayfuna yakalanan Ertuğrul Firkateyni 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak battı. Kashinozaki deniz fenerindeki Japon balıkçılar, tayfunun gürültüsünden uyumaya çalışırken, kapıları çalınır. Karşılarında bitkin, bıyıklı ve yuvarlak gözlü insanlar durmaktadırlar. Civardaki tüm Japon köyleri seferber olur ve o fırtınada büyük bir arama kurtarma çalışması başlatırlar. Bu dilini bilmedikleri insanlardan sadece 69 tanesini sağ salim kurtarabilirler, Osman Bey ve Ali Bey'in de aralarında bulunduğu 500 küsurunun ise ancak cesetlerini denizden toplayabilirler.
Yaralıların tedavisi ve bakımı için Japon köylülerin gösterdiği çaba göz yaşartıcıdır; fakir balıkçılar, tayfun sezonunda avlanamayacakları için depoladıkları balık ve tavukları kazazedelere verirler. Olay Tokyo'da duyulur duyulmaz da, İmparator Meiji gemilerinden birini hemen olay yerine gönderir, bu gemi hem köye doktor, hemşire ve yiyecek getirir, hem de ceset arama çalışmalarına yardım eder. Sonuçta, 500 küsur Türk denizcisi, Japonya'da yaşanmış en büyük deniz facialarından birinin kurbanı olarak, Kushimoto yakınlarındaki bir şehitlikte yatmaktadır. Japonya'da bile bir şehitliğimiz olabileceği kaçımızın aklına gelirdi? Büyük bir trajedi, aynı zamanda iki halkın arasındaki dostluğun temelini de atmıştır. İmparator Meiji, kazadan kurtulanları, hediyelerle beraber iki kruvazörünü tahsis ederek İstanbul’a gönderir. Abdülhamit’e de hediyeler getiren bu kruvazörler bir ay İstanbul’da kalır.
    Trajediden çok etkilenen bir Japon, Torajiro Yamada, çeşitli gazetelerin de yardım ettiği bir kampanya ile halktan topladığı yardımları İstanbul’da kazazedelerin ailelerine verir. Kazadan sadece 69 denizci kurtulabilmiştir, Amiral Osman Bey de dahil diğer mürettebat hayatını kaybetti. Kaptan Ali Bey'in torunu, Köy Enstitülerini kuran Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'dir. 
    Kazada ölenlerin anısına Kushimoto’da bir Anıt yapılmıştır. İlk anıt Japonlar tarafından 1891’de dikilirken, 1929 yılında yine Japonlar tarafından genişletilmiştir. Şehitlik Anıtı, 3 Haziran 1929 tarihinde Japon İmparatoru tarafından da ziyaret edilmiştir. 1937’de Türkiye tarafından restore edilen anıt önünde her yıl düzenli olarak anma törenleri yapılmaktadır.
       Kushimoto kasabası Mersin ve Yakakent’e olan benzerliği nedeni ile kardeş şehir ilan edilmiştir. Kushimato’da bir de müze bulunmaktadır. 1974 yılında inşa edilen "Türk Müzesi"nde Ertuğrul Fırkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve heykelleri bulunmaktadır.

Kushimato’da Türk Şehitlik Anıtı (eski hali)
    Bu ziyaret, Osmanlı Devleti’nin dünyada hala saygın bir devlet olduğunu kanıtlamıştır. Avrupalı emperyalist devletler ve saldırgan Rusya’ya karşı doğuda yükselen yeni güçlerle işbirliği yapılabileceğinin sinyalleri verilmiştir. Çünkü bu yıllarda büyük reformlar gerçekleştiren Japonya, savaşlarda Rusya’yı mağlup etmeye ve dünyaya gücünü kabul ettirmeye başlamıştı. Ancak Osmanlı Devleti’nin bu düşünceleri değişen dış siyaset, iç meseleler ve Abdülhamid’in tahttan indirilmesi nedeniyle  kesintiye uğramıştır. Ancak bu olay Türk-Japon dostluğunu yüzyıldır pekiştirmiş ve ilişkileri karşılıklı sempatiye dönüştürmüştür.
     1970'li yıllarda Japonya'dan bir grup senatörün İstanbul'u ziyareti sırasında, gruba dahil Kumano bölgesi senatörü, ülkesine döner dönmez Ertuğrul anısına bestelenen ve çocukluğundan beri bildiği bir şarkının beste ve güftesinin orijinalini, Japonya'nın İstanbul Başkonsolosluğu'na göndermiştir. Başkonsolosluk da, şarkının sözlerini Türkçe'ye çevirterek, orijinalleriyle beraber Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı'na armağan etmiştir.
Güneş hüzünle battı.
Uzakta bir yıldız parlıyor,
Deniz çok azgın.
Beyaz anıtın gölgesi karanlığa düşüyor.
Sonsuz teesürle dua ediyoruz,
Ruhların huzuru için,
O cesur gemicilere ve şanlı Ertuğrul'a.
O çılgın fırtınada...
Kaybolan savaş gemisini yutan dalgalar
O geceki gibi yüksek.
Ne acı, biz artık gemiyi göremiyoruz.
Kumano bölgesinde Kaşino sahillerinde,
Facianın balıkçılar yerini gösterirler.
Ve o gecenin korkunç amansız
Fırtınasını hep anlatırlar.
Acısını kalbimizde duyacağız her zaman
Seneler geçse bile.
Ertuğrul'u biz asla unutmayacağız,
Çocuklarımıza da her an anlatacağız.
     1985’de  İran-Irak savaşı sürerken, bir gün Saddam'ın aklına eser ve 24 saat sonra Tahran hava sahasının sivil uçaklar için dahi güvenli olmadığını ilan eder. İran’da vatandaşları bulunan tüm Avrupa ülkeleri, derhal uçak göndererek vatandaşlarını 24 saat içinde Tahran'dan tahliye eder. İran’daki Japon büyükelçisi de durumu merkeze bildirir, hükümet hemen JAL (Japan Airlines)'dan uçak göndermesini ister. Ancak, 40 yıl önceki kamikaze ruhunu yitiren Japon pilotlardan cevap gelir; süre dolana kadar Japonya'dan bir uçağın Tahran'a gitmesi, yolcuları alıp hava sahasını terk etmesi çok zordur, bu riske giremeyeceklerdir. Japon büyükelçisi, olan biteni ümitsizlikle yakın arkadaşı Türk Büyükelçisine aktarır, o da durumu Ankara'ya bildirir ve haber anında Turgut Özal’a ulaşır. Aynı anda, Itochu'nun eski Türkiye yetkilisi ve Özal’ın şahsi yakın arkadaşı Mr. Morinaga da Özal’ı telefonla arayarak yardım ister. Düşünecek vakit yoktur, Özal hemen THY'ye talimat verir, cengaver bir pilotun kumandasında bir uçak Tahran'a iner, 250'ye yakın Japon vatandaşını alır ve Saddam'ın tanıdığı sürenin dolmasına dakikalar kala Türk hava sahasına girer.
     2002 Dünya Kupası’nda Japonya’nın bize gösterdiği sevgi, ülkemize gelen bir çok Japon turist bu sevginin fazlasıyla ve halen devam ettiğini kanıtlamaktadır. Şimdide bu gemide şehit olan  Samsun ve Kavaklı dedelerimizden bahsedelim…
          Bu gezi sırasında Ertuğrul'un mürettebatı 26 güverte, 21 makine subayı, 1 sıhhiye, 1 silahendaz, 1 bando şefi, 5 askerî usta olmak üzere toplam 55 subay, 12 yeni mezun mühendis teğmen, 1 başçavuş, 2 serdümen çavuşu, 15 bölük çavuşu, 9 bölük emini, 57 onbaşı, 352 güverte eri, 37 makine eri, zanaatkâr ve hizmetli toplamı 70 kişi ve 1 de imam ile toplam 610 kişidir. Bunlardan sadece 69’u kurtulabilmiştir. Yani şehit asker sayısı 541 civarındadır.
     Bu gemideki erlerin çoğunluğu Karadeniz, Ege ve Akdeniz’in sahil şehirleri nüfuslarına kayıtlıdır. Ve isim ve memleketleri belirlidir.  Ülkesinden binlerce kilometre ötelerde ülkesini temsilen bulunan  dedelerimiz Türk-Japon dostluğunu öylesine perçinleştirmiştir ki yüzyılı aşkın bu dostluk artarak devametmektedir. Ruhları şad olsun.                                              

                                                                                                                                Civan ÇELİK


[ Yazar : Civan ÇELİK | Okunma : 5200 | Tarih: 07.03.2009 ]
         Oy : 2-Puan : 10



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (41 %)
Hayır (58 %)
29 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.12 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3