v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 40
Dün : 45
Toplam : 3373469
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
YAVUZ SULTAN SELİM
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   YAVUZ SULTAN SELİM

YAVUZ SULTAN SELİM

Yavuz… Sultan…Selim…Bütün bu payeleri ve daha fazlasını sinesinde deruhte eylemiş bir Osmanlı şahsiyeti…Bir baba, bir veli, bir edip, bir komutan, selim bir sultan…

Bu yüksek şahsiyeti anlatmaya benim liyakatim yetişmeyecek biliyorum, ama bir cesaret yazıyorum işte. O Sultan Selim ki:

Resule hasretlik gönlünü yakmışken, Sina Çölünün ateşini hiçe sayıp burayı 13 günde, hem de Peygamber Efendimizin (SAV) önderliğinde geçecek kadar veli,
Cesaretiyle düşmanı korkutup, “Yavuz” dedirtecek kadar celadetli,
Oğlu Süleyman’ı süslü kıyafetler içinde görünce: “anan ne giysin Süleyman” diyecek kadar gösterişten uzak,
Mısır’ı fethinden sonra, “Hakimü’l Haremeyn” ünvanını kabul etmeyerek, “ben Hadimü’l Haremeynim” diyecek kadar mütevazı,
Farsça divan yazacak kadar edip,
Düşmanlarına karşı yiğit ve gözü pek, halkına karşı merhametli,
Dokuz yıllık saltanatında, mevcut Osmanlı topraklarına 4.184.000 km2 kadar fazla miktarda toprak katacak kadar yavuz bir Osmanlı sultanı….

Tarihler 10 Ekim 1470’i göstermektedir. Sultan II. Bayezid Han’ın hanımı Gülbahar Hatun derin bir sancı çekmektedir. Zira az sonra dünyaya bir yavuz gelecektir. Yavuz olabilmek ne kadar sancılı ise, o yavuzu dünyaya getirmek de bir o kadar sancı gerektirir. Ve nihayet küçük şehzade dünyaya gözlerini açar. Babası adına “Selim” koyar bebeğin. Selim de isminin hakkını verecektir yıllar sonra bir padişah olduğunda, zira gerçekten aklıselim bir padişah olacak ve tarih bunu bize ispatlayacaktır.
Selim, küçük yaştan itibaren derin bir ilme merak salar. Müspet ve dini ilimlerin yanı sıra, siyaset ve askerlik dersleri de almaya başlar. Daha sonra Trabzon’a giderek burada sancak beyliği yapar. Bu zaman zarfında doğudan gelen Şii tehlikesini görüp, babasını uyarır. Çünkü İran’dan gelecek bu tehlike, kurmaya çalıştıkları Müslüman birliğini derin bir şekilde engelleyecektir. Kısa bir zaman sonra Osmanlı tahtına geçen Yavuz, İran üzerine sefere çıkarak bu tehlikeyi önlemiştir. Sıra artık Mısır’dadır. Ancak Mısır’a gitmek, zordur. Zira aşılması gereken bir çöl vardır ortada. Ama Yavuz bu durur mu, engel tanır mı? Tüm hazırlıklar yapılıp yola koyulurlar. Bu esnada askerlerine, kimsenin bahçesinden izinsiz bir şey kopartılmaması, alınmaması emrini verir. Yolda bir arama yaptırır ve tek bir askerden tek bir meyve çıkmaz. Yavuz buna çok sevinir,” tek bir şey bulunsa idi bu seferi iptal edecektim” der. Ve işte koca ordu Sina önlerindedir. Bedenleri kadar yürekleri de yakan bir çöl…Susuzluk, yorgunluk ve sıcak artmışken birden Padişahın atından inip yürüdüğü görülür. Tüm ordu da ardından yürümeye başlar. Ordu harap ve bîtab hâle gelmiştir. Fakat Yavuz, büyük bir edeb ve huşu içinde yürümeye devam etmektedir. Sebebi sorulunca; bütün heybet ve azametinden sıyrılıp, sükunet ve edeple şöyle der: “Önümüzde, Fahr-i Kâinat Resûlullah Efendimiz Hazreti Muhammed yürümükteyken, at üstünde gitmekten hayâ ederim!” Yavuz ve ordusu bir hafta gibi kısa bir sürede Sina Çölü’nü geçerek tarihte eşine az rastlanır bir başarıya imza atmıştır.
Mısır’ı ele geçiren Yavuz, o dönemde Memlükler’in elinde olan Hicaz’a da sahip olmuştur. Halifelik artık Osmanlı’ya geçmiş ve yavuz 74. İslam halifesi olmuştur. Kutsal emanetler de artık İstanbul’u şereflendirmiştir. Bu sebeple cihan sultanına “Hakimü’l Haremeyn” denmiş ama o asla bunu kabul etmeyerek, kendini hicaza hakim değil, hadim kabul etmiştir.
Sekiz ay süren Mısır seferi sona ermiş, dönüş yolculuğu başlamıştır. Yavuz Sultan Selim dönüşte hocası Anadolu Kazaskeri İbn-i Kemal’in yanında bulunmaktadır. Hem yol almakta hem de hocasına merak ettiği meseleleri sorup onun ilminden faydalanmaktadır. Ordu ilerlerken bir ara çamurla kaplı bir sahadan geçilir. Bu arada hiç beklenmedik bir hadise olur ve Kemalpaşazade’nin atının ayağı sürçer. Yerden sıçrayan çamurlar Yavuz’un kaftanını kirletir. Herkesin yüreği ağzına gelmiş, ne olacağını birbirine sormaktadır. Büyük âlim Kemalpaşazade ise başını önüne eğmiş, endişeli gözlerle beklemektedir. Koca Yavuz, değerli hocasının edebi ve mahcubiyeti karşısında kızarır ve ilme ne kadar değer verdiğini anlatan şu sözleri söyler: “Hocam üzülmeyiniz! Sizin gibi bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için bir ziynettir.” Ve kaftanını çıkarıp yaverine uzatırken: “Vasiyetimdir, öldüğüm zaman bu kaftanı sandukamın üzerine sersinler!” diye emir buyurur. Gerçekten de ulu hakanın vasiyeti yerine getirilmiş ve sözü edilen kaftan Yavuz Sultan Selim’in sandukasını süslemiştir. Bu olay bize Yavuz Sultan Selim’in ilme ve ilim adamlarına ne kadar değer verdiğini göstermektedir.

Sultanın hayatı daha nice kesitlerle, ibretlerle ve bize gurur verecek tablolarla süslüdür. Bunları hemen bir çırpıda anlatmak, yazmak Yavuz gibi bir şahsiyete haksızlık olur kanaatindeyim. Zira yolların adım adım aşılması ya da suyun bir çırpıda değil yudum yudum içilmesi gerektiği temsiline göre Yavuz’da yavaş yavaş anlaşılmalıdır. Yoksa bizim için sadece bir sultan olarak kalacaktır. Oysa o sadece savaşlarda ömür geçirmiş bir Sultan değil çok yönlü bir padişahtır. Bununla birlikte son anlarını yaşarken söylediği sözleri bize son derece ibretli gelmektedir. Kısaca bahsedip yazımızı daha fazla uzatmadan bitirmek isteriz.
Hayatı muhteşem zaferlerle dolu olan Yavuz Sultan Selim, kısa fakat dolu dolu geçen hayatında küçük bir çıbana yenik düşer. Son anlarında yanında Hasan Can vardır. Yavuz, Hasan Can’a sorar:
- Hasan bu ne hâl?
- Şimdi Allah ile birlikte olma zamanıdır sultanım!
Cevap oldukça düşündürücüdür.
- Bre Hasan, sen bunca zamandır, bizi kiminle bilirdin?!
Yavuz Sultan Selim’in konuşmaya mecali kalmamıştır. Mushaf-ı Şerif’i işaret eder. Hasan Can güzel sesiyle Yasin-i Şerif’e başlar. Okumaya başlamasıyla yüzünde huzurun izleri halelenir. Sonra latif bir tebessüm yayılır etrafa. Koca Sultan belki de ilk kez böyle tebessüm eder dünyaya ve ruhunu teslim eyler.
Sultan Selim Osmanlı’nın hakim  olduğu coğrafyanın engin bir deryasıdır. Bazen çağlar coşar bazen durgunlaşıverir. Geçtiği yerlere huzur iklimlerinden serper adeta tüm selimliği ile…Gönlümüze akan bu engin deryayı her ne kadar layıkıyla anlatamasak da sizlere bir katre sunmaya çalıştık. Umarım ki istifadeli olur.
Selam ve dua ile…

Sanma şahım    herkesi sen                sadıkane           yar olur
Herkesi sen      dostun mu sandın       belki ol             ağyar olur
Sadıkane          belki ol                      alemde bir        dildar olur
Yar olur,           ağyar olur,                 dildar olur,       serdar olur.
( Şiiri hem satır satır , hem de sütun sütun okuyun. Bakalım Yavuz dedemiz bize neler demiş, şiire ne sır gizlemiş)


[ Yazar : Hilal ZEYBEKOĞLU | Okunma : 1476 | Tarih: 07.03.2009 ]
         Oy : 1-Puan : 4



Son 5 Yorum

Ekleyen: sanlav
Yavuz Sultan Selim'i harika anlatan bu yazınızdan dolayı sizi tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.
Tarih : 07.03.2009 19:14:41




Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (45 %)
Hayır (54 %)
95 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.16 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3