v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 10
Dün : 74
Toplam : 3373222
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
SOSYAL BİLGİLER BİZİM İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   SOSYAL BİLGİLER BİZİM İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?

Bu soruyu herkesten önce ve bütün samimiyetimizle kendimize sormalıyız. Neden mi? Çünkü sosyal bilgiler dersinin öğrencilerimizden başlayarak toplum ve hatta devlet için ne anlam/önem ifade ettiği herkesten önce bizim, yani bu işin erbabının bu derse ne (kadar) anlam/önem verdiğiyle bire bir bağlantılı bir keyfiyettir.

Şimdi bazılarımız, haklı olarak, “Ne yani biz, öğretmenleri olarak kendi dersimize yeteri kadar ilgi ve hassasiyet göstermiyor muyuz?” diye soracak, hatta alınacaklardır. Ben bu soruya kendi adıma kestirmeden ve biraz da kolaycı bir bakış açısıyla “Hayır, ne münasebet!” diye cevap verip, daha doğrusu kestirip atıp kendimi(zi) temize çıkartmak yerine kendim(imiz)e başka bir soru sormanın daha belirleyici ve açıklayıcı olduğuna inanıyorum. Anahtar soru kanaatimce: “Öğrenci iken ve özellikle de lise sıralarında iken sosyal bilimlere/tarih, coğrafya, sosyolojiye bakış açımız nasıldı?” Ülkemizde pek çok öğrencinin lise ile eğitim hayatını noktaladığı dikkate alınırsa bu sorunun önemi ve hayatiliği kendiliğinden ortaya çıkar. Demek ki pek çok öğrencinin gördüğü derslerle ilgili kültürü, ilköğretimin ikinci kademesi ve lise ile sınırlı kalmaktadır. Genel yekün içinde üniversiteyi kazananların oranı ve bu oranın içinde de sosyal bilimler ile ilgili bölümleri okuyanların oranını varın siz düşünün.

İlk soruya verdiğimiz cevaptan sonra –ki genelde olumsuz olduğunu herhalde pek çoğumuz teslim edecektir– ikinci anahtar sorumuz: “Üniversitede sosyal bilimlere bakışımızda ne gibi bir farklılık/açılım oldu?” Öyle ya da böyle kendi isteğimizle tercih ettiğimiz üniversite(lerin sosyal bilgiler/bilimler bölümleri), sosyal bilimlere bakışımızda, bize “üniversal bir ufuk” kazandırdı mı? Aslında bu sorunun cevabı, lise ile üniversite eğitiminin farkını da ortaya koyacaktır.

Son soru ise bizzat bizimle ve meslekî branşımızla alâkalı: “Öğrencilerimize bilgiden öte ne kazandırmaya, ne vermeye çalışıyoruz veya çalışmalıyız?” Yani başka bir ifadeyle “amaç”ımız ne, “araç”ımız ne (olmalı)? Daha açık bir şekilde yazmak gerekirse kendimiz ve öğrencilerimiz için bir “sosyal bilgiler kültüründen, bilincinden” bahsedebilir miyiz?

Bütün bunları niçin mi soruyorum? Yazımıza başlık olan soruya –bizi de bir nevi etkisiz eleman mesabesine indiren– o hep alışıldık ve bıktırıcı cevabı kabul etmek istemediğimden. O cevap, sosyal bilgileri/bilimleri ezberden ibaret, gereksiz ve sıkıcı, hatta bıktırıcı gören bir toplumsal anlayış(sızlık)ın ürünüdür. Kim olursa olsun bir parçasını teşkil ettiği, kendisi gibilerin toplamından oluşan ve içinde yaşanılan topluma önem vermemek, topluma, onun gerçekliğine, onu oluşturan unsurlara duyarsız kalmak, aslında bir insanın kendisine, kendi varlığına önem vermemesi demek değil midir? En son “Fransız kalmamız” gereken husus, kendimiz ve toplumumuz değil midir? “Bizi biz yapan değerler”, sosyal bilgilerin/bilimlerin içinde değil mi? Öyleyse neyi gereksiz görüyor ve neden sıkılıyoruz? Yoksa . . .

Sosyal bilgilere/bilimlere sadece toplum olarak değil, sistem olarak da olumsuz bir bakış açısının mevcut olduğunu yine hemen herkes kabul edecektir. Öğrencilerimizin ve velilerinin pek çoğunun gözünde “ideal meslekler” doktorluk, mühendislik gibi ya sayısal bilimlere ya da hukuk, kamu yönetimi gibi esasen siyasal(yönetimsel) ağırlıklı bölümlere aittir. Yani toplumsal muhayyilemizde sosyal bilgilerin/bilimlerin değeri, ne yazık ki, “Olsa olur, olmasa da” diye özetlenebilecek bir etkisizliğe indirgenmiştir. İşin daha da acı tarafı, sistem bazında da bunun böyle oluşudur. Oysa “yönetici akıl”ın en çok sahip olması gereken disiplin, sosyal bilimler değil midir? İnsanları tanımanın da ötesinde onları yönetmenin yolu, önyargıların prangasına esir olmak değil, sosyal bilimlerin felsefesini, kültürünü özümsemekten geçer. Dünyayı yönetenlerin aslında sosyal bilimciler olduğunu bilmem ne zaman anlayacağız?

Sosyal bilgilerin/bilimlerin esasında ne kadar önemli olduğunun cevabı, şu soruda saklıdır: “Hangi bilim, sosyal bilgilerle –veya sosyal bilimlerin en az biri ile– ilgili değildir?” Bu soruyu öğrencilerimize sormalıyız. Eğer sosyal bilgilerin ne olduğunu, sosyal bilgilerin hangi bilimlerden oluştuğunu kavramışlarsa verecekleri cevap, hep aynı olacaktır. En ilgisiz gibi görülen bilim(ler)in bile bir şekilde ama mutlaka “sosyal” ile bağlantısı vardır. Sosyal bilgiler/bilimler aslında bütün bilimleri içine alan bir nev’i şemsiye gibidir. Çünkü bütün bilimlerin aktörleri kadar figüranları, yani onlardan etkilenenler de hep sosyal bir varlıktır. Hangi alanla ilgili olursa olsun bilim adam(lar)ı da toplumun bir parçasıdır. Dahası onların buldukları, hayata kazandırdıkları her şeyin en büyük alıcısı, “etkilenen”i toplumun bizatihi kendisidir. Dolayısıyla her bilimin olduğu kadar her bilimsel ürünün de ama az, ama çok; fakat kesinlikle ve kesinlikle “sosyal bir boyut”u vardır. Öyleyse sosyal bilgiler/bilimler bütün bilimler kadar ve toplumun büyüklüğü nispetinde önemli, her toplumun az veya çok biricikliği sayesinde de özgül ağırlığı yüksek bir branştır.

Kimsenin, ama hiç kimsenin sosyal bilgileri/bilimleri göz ardı etmeye, önemini gölgelemeye, hele de yok saymaya hiç hakkı yoktur. Bu durumun önemi “yükseklere tırmanıldıkça” kendisini daha açık seçik olarak belli eder. Aksi durum, bedelini çok ağır ödetir. Nasıl mı? Hoşnutsuzluktan protestoya ve hatta galeyana kadar varan “sosyal tepkiler”den her birinin muhakkak ki “sosyal bir arka plan”ı vardır. Yani “sosyal”den kaçış yok, ondan kaçarken bile başka bir “sosyal vakıa”ya rastlıyor, inat ederseniz çarpı(lı)yorsunuz. İnsanoğlu robotlaşmadıkça da sosyal bilgiler/bilimler önemini hep koruyacaktır. Ah bunu bir de . . .

Kısacası, sosyal bilgiler/bilimler deyip geçmemek lazım. Onu dikkate almayan, her kim olursa olsun, “sosyalin enkazı” altında kalır. Ama gelin görün ki onu yeniden inşa etmek için bile sosyal bilgilere/bilimlere ihtiyaç var. Bu da sosyal bilgilerin/bilimlerin büyüklüğünü, kapsayıcılığını kanıtlıyor.  

Yazımızı yine o soru ile bitirelim: “Hangi bilim, sosyal bilgilerle – veya sosyal bilimlerin en az biri ile –  ilgili değildir?” 

Adem KARADENİZ


[ Yazar : Adem Karadeniz | Okunma : 1802 | Tarih: 07.03.2009 ]
         Oy : 0-Puan : 0



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (46 %)
Hayır (53 %)
91 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.12 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3