v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 20
Dün : 28
Toplam : 3374711
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
YÜZYILLARA HÜKMEDEN VATAN ANLAYIŞIMIZ
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   YÜZYILLARA HÜKMEDEN VATAN ANLAYIŞIMIZ

YÜZYILLARA HÜKMEDEN VATAN ANLAYIŞIMIZ
                                                                                                 Ruhumu arıtsın çağlayanların
                                                                                                 Derdime dert katsın ağlayanların
                                                                                                 Bağrımda erisin fırtınan karın
                                                                                                 Rüzgarı gül kokan vatanın benim

   Vatan, öyle efsunlu bir kavram ki , onun tanımı ancak  ruhumuzun derinliklerinde yatmaktadır. Vatan sözünü duyduğumuzda yediden yetmişe  en hassas duygulara kapılız.
En büyük mücadelelerimiz vatan uğruna yapılmıştır. En güzel insanlarımız vatan uğruna kanlarını dökerek şehit ya da gazi olmuşlardır. Vatan  uğrunda tarihin nice  dönemlerinde canımızı dişimize takarak mücadele etmişizdir. Bundan dolayı vatan sağ olsun dendiğinde akan sular durur. En güzel türkülerimizdir vatan, en güzel şiirlerimizdir vatan, en güzel hikayelerimizdir vatan. Vatan biziz biz de vatan.
    Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız tarih boyunca kurduğumuz devletlerin simgesi olduğunu biliyoruz. Bizlere öyle öğretildi. Bu devletlerin isimlerini de sayabiliriz. Ama coğrafyaları bizler için ne ifade ediyor? Bizim ebedi  vatanımız Anadolu’dur. Bizler bunu değişmez bir değer olarak biliyoruz. Tarih boyunca kurduğumuz devletlerin hükmettiği coğrafyaları ise belleğimizden sildik. Açıp atlaslara bakıyoruz ki nerelerde devletler kurmuşuz. Karşımıza Asya  çıkıyor, Hindistan çıkıyor, Paris Orly havaalanına kadar Avrupa çıkıyor, Rusya çıkıyor, Mısır çıkıyor, Atlas okyanusuna kadar Afrika çıkıyor. Bizler Almanların Nibelüngen  destanındaki rolümüzü bilmiyoruz. Firdevsi’nin  Şehnamesindeki rolümüzü de bilmiyoruz. Alp Er Tunga Destanını da bilmiyoruz. Hiçbir milletin bizden bahsetmeden tarihini anlatamadığını da gereği gibi bilmiyoruz. Bundan şu çıkıyor ki Cumhurbaşkanlığı forsunun anlamını da bilmiyoruz. Bütün yeryüzüne insanlık adına, adalet namına hükmetme arzumuzu kaybettik. Açları doyurmak, yoksulları giydirmek, insanlığa zarar verecek her kötülüğü ortadan kaldırma niyetimiz de söndü. Ucuz kahramanlarız artık iki kuru lafla  avunan ve tüm insanlığın acılarına kulaklarını tıkayan…
   Geçmiş daima vardır derler, bizler unutsak ta vardır; unutmasak da… Bugün Çin seddine  bir göz atalım ve bir de Viyana kapılarına. Acaba buraları bizlere ne ifade ediyor? Belleğimizde bir anlamı olmayan maceralar mı, yoksa dünyayı düzene sokmak için verilen bir mücadele mi?  Montesque, ‘’ Türklerin fetihlerine sivil halk çok az mukavemet göstermiştir’’ sözüyle adaletin mücadelesini veren  bir tarihin yoğurduğu vatan anlayışımızı şimdi ne söndürdü? Neden elimizden çıkan bir dünyanın üzüntüsünü duymuyoruz? Bizler neden bilmiyoruz ‘’ İstanbul’da Latin Külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz’’ sözünü ve neden bilmeyiz 1571 yılında Osmanlı Sancağını Kıbrıs kalesine bir Rum’un çektiğini. Şimdi ne oldu da etrafımızda , dün bizim vatanımız olan topraklarda,  bizlere karşı bir nefret ateşi var? Nedenini söyleyelim, Hoca Ahmet YESEVİ’yi ziyaret edenler kendisine ‘’ Bizler vatan arama arzusundayız, bizlere ne buyurursunuz?’’ Diye bir soru sorarlar. Hoca Ahmet YESEVİ:’’ Gideceğiniz yerlere kılıçlarınızla gitmeyin, gönlünüzle gidin; kılıçla gittiğiniz yerlerden kılıçla çıkarılırsınız, gönlünüzle gittiğiniz yerlerden kimse sizi çıkaramaz’’ cevabını alırlar. Yunus EMRE: ‘’ Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan; halka müderris olsa da hakikate asidir.’’ Mevlana Celalettin RUMİ:’’ Gel, ne olursan ol, yine gel, bizim kapımız umutsuzluk kapısı değildir.’’ Gelin bunları bir düşünelim ki elimizden çıkan vatan topraklarının neden elimizden çıktığını bir anlayabilelim.
   Prof. Dr. Erol GÜNGÖR: ‘’Benim neslimden olanlar imparatorluğumuzu haritada yani kağıt üzerinde gördüler. Devletimiz bize göre bir coğrafya parçasından ibaretti, ama büyük coğrafya bile kitap sayfasına çizildiği zaman avuç içi kadar ufak görünüyordu. Zaman idrakı, kendi çocukluk çağı, mekan idraki de içinde yaşadığı kasaba hudutları içinde kalmış genç bir insan elbette ki, dünyanın yarısını kucaklayan bir tarih vakıasını kavrayamazdı. Biz dağılan devletimizden elde kalan toprakları da haritada gördük, ama bu harita aynı ebatta kağıtlara çizildiği için en az imparatorluğumuz kadar yer kaplıyor, hatta teferruatlı olması yüzünden bize daha büyük gibi geliyordu.
   Yaşımız ve bilgimiz ilerledikçe önce coğrafyayı tanıdık. Cihan harbindeki bozgunda topraklarımızın elden gittiğini, bize sadece Anadolu Yarımadasının kaldığını anladık. Ama öğretmenlerimiz bize hep yabancı milletlerin bizden ayrıldığını, bizimde kendi topraklarımıza çekildiğimizi söylüyorlardı. Biz bu tarih görüşleriyle radyolarda her gün okunan Rumeli, Kırım, Yemen Türküleri arasındaki tezadı da fark edecek halde değildik. Ailemizde ve yakınlarımız arasında Hicaz’da, Gazze’de, Balkanlarda, hatta Azerbaycan’da savaşmış ihtiyarlar vardı. Bunlar kaybettiğimiz topraklar için ağlar dururlardı. Öğretmenimize göre bunlar Arabın, Acemin ülkesini korumak için boş yere kan dökmüşlerdi. Ama Kabe’nin müdafaasında bulunan dedem Arap diye bir millet veya devlet tanımıyordu.O, İngilizlere karşı devletimizin topraklarını korumak için savaştığına inanıyordu.. Bilgisine sayı duyduğum öğretmenimizin dedemden cahil olduğunu anlamam için aradan uzun yıllar geçti. Bir gün İstanbul ve Edirne de elimizden çıksa, öğretmenimiz herhalde oraların zaten Bizans toprağı olduğunu , bizim yine vatanımıza çekildiğimizi söyleyecekti. Bize vatanın iyi bir tarifini yapan olmadı. Ama öyle anlaşılıyordu ki, vatan düşmanlarımızın bizden henüz almadıkları yerdi. Wilson ‘un teklif ettiği plan gerçekleşseydi Türk vatanı Konya vilayeti olacaktı. Acaba o zaman  biri çıkıp ta bizim buraya Orta Asya’dan geldiğimizi, başkalarının yurdunda haksız yere bulunduğumuzu söylese ne yapacaktık? Rumeli gibi, Suriye ve Irak gibi Arabistan gibi, Mısır ve Kuzey Irak gibi Akdeniz adaları gibi, Balkanlar gibi, Budin ve Belgrad gibi Anadolu Yarımadasını  da sonradan almış değil miydik? ( Prof. Dr. Erol GÜNGÖR, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, s. 137,138 , Ankara,1980 )

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri 
Dinliyor vecd ile tekrâr alınan Tekbîr'i;
Ne kadar sâf idi sîmâsı bu mü'min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşıyan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde tesellî gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
 
Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, Çok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, Tâ Beyazıd'dan, Van'dan,
Aynı top sesleri birdir geliyor her yandan.
 
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar ruzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezâyir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?
               Süleymaniye’de Bayram Sabahı’ndan…
                                       Yahya Kemal BEYATLI
Eğitişim Dergisi
E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi
Şubat 2007. Sayı: 14    ISSN 1307-1785

N E R E D E S İ N İ Z ?
Sevilay Borazan
Türkçe Öğretmenliği

Vatan, aslında ne çok duyguyu uyandırıyor bende. Ama ben daha çok vatana karşı nerede olduğumuzdan bahsetmek istiyorum. Burası eğer bizim vatanımızsa biz bu vatana ne kadar sahip çıkıyoruz?  Bizler neredeyiz?

Şehit kanlarıyla sulanmış, düşman çizmeleri altında kalmaktan kurtarılmış bu vatana, Her Allahın günü çeşitli medya kanallarında bizlere izlettirilen ya da izlettirilmek zorunda kalan, Türk halkına ihanet eden, vatanına ihanet eden malum yöneticilerin, umursamaz tavırlarıyla söylediği saygı ve terbiye sınırlarını aşan sözlerini dinlerken neredesindeyiz?

Kimlik araştırmalarına maruz bırakılarak, alt kimlik, yan kimlik, ön kimlik olmadı yeniden kimlik tartışmaları adı altında Türk kimliğinin neredeyse akıllardan, nüfus kâğıtlarından, ders kitaplarından çıkarılmak istenmesi çalışmalarına seyirci kalırken neredesindeyiz? Özelleştirme adı altında vatanın her bir yerinden parsel parsel topraklar satılırken neresindeyiz? Okullarda ders kitaplarına, gizli saklı fark ettirmeden, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e çeşitli yalan yanlış ifadelerle saldırılarda bulunulurken bizler bu vatanın neresindeyiz? Resmi dili Türkçe olan, halkı Türk olan bu vatanda, maalesef toprak sahibi olan yabancılara yaranılacak diye İngilizce faturalar basılırken neredesindeyiz? Millet olmanın kaçınılmaz koşulu olan ortak dil koşulunu bile bile, Türkçe dilinin yozlaşması için içine İngilizce harfler konulup ders kitaplarına eklenirken neredesindeyiz?

Daha söylenecek çok madde, yazılacak çok soru var ama gerisini yazmak canımı giderek çok acıtıyor. Şimdi soralım kendimize? Nedir bizim vatan anlayışımız? Nedir bizim vatanseverlik dediğimiz şey? Nedir bizim milliyetçilik ya da ulusalcılık dediğimiz şey?

Bu devlete sahip çıkmak için, topraklarımıza sahip çıkmak için Türk milletinin huzur ve refahı için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilelebet varlığının devamı için, bundan önce ve bundan sonra da ölecek şehitlerimizin, vücutlarının çeşitli uzuvlarını bu vatana feda olsun diyerek kaybetmiş. Gazilerimizin vatan anlayışı ile kendimizi kıyaslamalı ve vatana karşı yerimizi doğru seçmeliyiz. Öyle ki duygularımızı ve düşüncelerimizi değiştirirsek davranışlarımız zaten değişecektir..


Çıkıp yücesine seyran ederken
Gördüm ak kuğulu göller perişan
Bir furkat geldi de durdum ağladım
Öpüp kokladığım güller perişan

Hayal hayal oldu karşımda dağlar
Eşinden ayrılan ah çeker ağlar
Dökülmüş yapraklar, bozulmuş bağlar
Bülbülün konduğu dallar perişan

Yıkılmış dilberin mamur illeri
Susmuş bülbül, söyler her dem dilleri
Dağılmış sümbülü, solmuş gülleri
Yüzüne dökülmüş teller perişan

Karacaoğlan der, ben toy avlanamadım
Arap ata binip boylatamadım
Küstürdüm dilberi hoylatamadım
Dilberi küstüren diller perişan

                                  KARACAOĞLAN
 Gelin, Tuna Nehri akmam diyor marşını dinleyelim, Genç Osman’ın Bağdattaki kahramanlığını anlatan marşı dinleyelim. Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre’sini okuyalım. Madrobadan aldım sümbül türküsünü dinleyelim.Rodop Dağları bre Pakizem türküsünü dinleyelim.Mohaç Türküsünü dinleyelim. Aldı Nemçe Nazlı Budini mısralarını okuyalım. Sivastopol marşını dinleyelim. Yemen Türküsünü dinleyelim. Geçmişi her şeyiyle dinleyelim. Karşımızda hep Vatan durur, haritada olmasa bile gönlümüzde…


[ Yazar : İlhan Metinkale | Okunma : 949 | Tarih: 07.03.2009 ]
         Oy : 0-Puan : 0



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (43 %)
Hayır (56 %)
110 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.19 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3