v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 36
Dün : 56
Toplam : 3370903
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
TARİH ANLAYIŞIMIZ ÜZERİNE BİR DERLEME
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   TARİH ANLAYIŞIMIZ ÜZERİNE BİR DERLEME

                     TARİH ANLAYIŞIMIZ  ÜZERİNE BİR DERLEME
                                                      Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
                                                      Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
                                                      Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
                                                      Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
                                                      Gün batsa ne olur geceyi onaran bir Mimar vardır
                                                      Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
                                                      Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
                                                      Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
                                                      Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
                                                      Senden umut kessem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

                                                                                                                    Sezai KARAKOÇ

               Şu sıcak yaz günlerinde sahilde bir dolaşalım dedik, arkadaşlarla. Herkesin fıkralar anlattığı, kahkahalar attığı, akşam melteminin yüzlerimizi tatlılıkla sıyırıp geçtiği, dalgaların  şırıl şırıl  kıyıları dövdüğü bir akşam vakti ; yaşlı bir adam yılların getirdiği efkar ve hasretle bastonuna dayanıp denizi izliyordu.Yaşlı adamın duruşunda bir asalet, bakışında bir gurur, insanları süzüşünde bir mana vardı. Görünüşüyle dikkatimizi çeken bu yaşlı adam bizleri yanına çağırdı ve anlatmaya başladı: ‘’Çocuklar, geçmişi bilmek bugünü ve yarını bilmek. Her doğan günden yeni şeyler öğrenmek Mevlana’nın tabiriyle… Yüzyılları ay ışığının denizi süzdüğü gibi süzmek ve bu ilhamla bugünleri görebilmek. Halinize bakıyorum çocuklar, sizler günümüze yüzyılların gözlüğüyle bakanlar değilsiniz. Yüzlerinizdeki  korkunun anlamı bu. Başkalarının elinde olmanızın sebebi de ... Düşünen insanlar değilsiniz, dünyanın sırlarını çözen. Sizler atalarımızın dünyanın kilidi olan bu coğrafyayı boşuna mı fethettiklerini sanıyorsunuz? Düşmanlarınızın en güçlü silahlarını inşa edip , Çanakkale’ye saldırı planları yaparken uyuyan dedeleriniz gibi gaflet uykusundasınız.Çağının en modern silahını yapıp İstanbul’u Fetheden atalarınızdan haberiniz yok mu? Korkak olduğunu bilmeyen herkes cesurdur derler. Sizler cesur ve azimli bir medeniyetin korkak ve azimsiz, başkalarının ellerinde sürünen insanları olmanın bedbahtlığını yaşıyorsunuz.  Tarih nedir, Düşünmek nedir, Anlamak nedir biliyor musunuz? ‘’ Yaşlı adam bastonunu eline alıp yanımızdan ayrılıp gitti. Bizlerse arkadaşlarla birbirimize bakakaldık.

                                                Gökyüzüne kubbelerle bağıran dedelerin                                     
                                                Yeraltında sığınaklarda susuyor torunları
 
                                                                                           Celal SILAY
                                                                                        
         Bihaberiz soluduğumuz havadan, bastığımız topraktan. Ne anlamını biliyoruz üstümüze doğan Güneşin? Geçmiş yüzyılları anlamak için o yüzyıllara bakmak yetmiyor. O yüzyıllara inip onları soluk soluğa yaşamalıyız. Tarih kemiği olmayan dilin işi değildir. Tarih ruhlarının huzurunu arayanların işidir.

         Tarih, geçmişin muhteşemliğiyle mutlu olmak belki de, günümüzün kokuşmuşluğunu örten laf kalabalığı. Geçmişle avunmak ve geçmişi anlatarak mutlu  olmak. İşte hepsi bu. Söylenenler söylendiği yerde kalıyor, aynı tas aynı hamam misali hayat devam ediyor. Ey koca Fatih’in torunları diye söze başlayanlar dar ideolojileriyle Fatih’in koca dünyasına kara bir perde çektiklerini  anlatıyorlar  hissizce. ‘’Şehitler ölmez’’ diye sokaklara dökülenler ayrı ruhların insanları olarak garabet bir şekilde dolaşıyorlar, içlerinde bir acı olmadan ve düşmanlarını bilmeden. Şehit ne demek soralım ‘’devrim şehidi’’ diyenlere, yüzlerinin aniden kızıl bir renk aldığını, size Marslı gibi baktıklarını hemen sezersiniz. Din din diyenler ise din yerine cehaletin simgesi olmuşlar nursuz yüzleriyle. Anlamını bilme bağır, merak etme bağır. Şunu oku şöyle bil, bunu dinle böyle bil ama gerçeği asla bilme bizim tarihimiz.
                                                 
                                                       Bir gariptir bizim tarihimiz
                                                       Bilen susar, bilmeyen konuşur

                                                                       Ahmet Hamdi TANPINAR

       Bu mısraların anlamı tarihimiz. Eskilerimiz boşuna dememiş; cahil, savaş davulunu andırır; sesi yüksektir ama içi boştur, diye… Ülkemizde tarihi bir kahraman edasıyla anlatanlar cesurdurlar, doğruyu anlatmadıkları için. Doğruyu bilenlerde susmayı tercih ederler ‘’Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır’’ Peygamber buyruğunu hiçe sayarak. Gerçeği bilenlerin konuşacak kabiliyetten yoksunlukları ortada. Ah bir geçeği bilenler konuşma kabiliyeti kazansalar. Tarih diye bizlerin geçmişini karalayan ucubeleri, yalancının mumu yatsıya kadar yanar atasözü misali foralarını bir anda ortaya döküverseler. Ama ne mümkün görmek!..
                                                        Öylesine karanlık ki gecemiz
                                                         Ha olmuş, ha olmamış penceremiz.

                                                                          Cahit Sıtkı TARANCI
                                                                 
        Meydanlarımızı süslü püslü, edalı, gururlu araştırmacılarımız kaplamış. Sözlerine bir bakalım, yazdıklarına bir bakalım. Çoğunun dile getirdiği şeyler tarihte yaşadıklarımıza uymayan , tarihimize zıt olan  şaşı bakış acıları. İnsanlarımızın tarih sevgisini körelten cüceler bunlar. Bu anlayış sahipleri bizleri gerçekleri görmekten alıkoyan, düşmanlarımızı pir olarak algılayan oryantalist ruhlar… Hatta içlerinde öyleleri de var ki, Osmanlı tarihi deyin, İslam tarihi deyin, Türk tarihi deyin yüzlerinin kızan bir şempaze gibi buruştuğunu görürsünüz. Batı Medeniyeti deyin, bu adamlar gözlerini araba farı gibi açarlar. Bizleri aydınlatmaya soyunan bu adamların kendilerini aydınlatamadıklarını kolaylıkla müşaade edersiniz. Bu insanlarımıza Dünyaca ünlü popstarımız TARKAN’ın aşağıdaki şarkısını defalarca dinletmek isterdim.

                                                              Başkası olma kendin ol
                                                              Böyle çok daha güzelsin
                                                              Gel bana sahici sahici
                                                              Ya da ancak gidersin

       Tarih anlayışımız dünyaya yüzyıllarca hükmetmiş koca bir mirasın boş yürekli temsilcileri olmak. Sırplar Bosna’yı mı kırıyor, ufacık timsah gözyaşları dökün yeter. Ruslar Azerbaycan
‘a mı  girdi, ‘’Onlar şiidir’’ deyin geçin. Banu AVAR sınırlar arasında Filistin’le ilgili bir program mı yaptı, yayından kaldırıverin  olsun bitsin. Sorunlarınız mı var, verin kurtulun. Bilim adamınız mı var, Batıya ya da Amerikaya kovun…Bu ruhu taşıyan günümüz insanı beş asır önce İspanyol baskısından kaçan Yahudilere el açan Ecdadımızı biliyor mu? Bir buçuk asır önce Ecdadımıza sığınan Macar Mültecileri korumak için her zorluğa göğüs geren Ecdadımızın Dünya Görüşünü biliyor mu? Acaba günümüz insanı tarihimizi bilip anlayabiliyor mu?
                                                      'Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
                                                      Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
                                                      Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
                                                      Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük.
                                                      Sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
                                                      Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
                                                      Rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.
                                                      Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!'
                                                                                        Yahya Kemal BEYATLI


   Yahya Kemal BEYATLI  bir dönemdeki sohbetlerinde sıklıkla şunu dile getirirmiş:
   Çocuklarımıza dediler ki;
- Selçuklu , Osmanlı Medeniyetini bilmemek bir fazilettir.
- Osmanlı Devri Türkçesini bilmemek bir fazilettir
- Fuzuli’yi, Nedim’i, Namık Kemal’ı, Hamit’i, Fikret’i bilmemek bir fazilettir.
- Hasılı bilmemek bir fazilettir
   Çocuklarımızda baktılar ki ne de çok faziletleri varmış!  ( Nihat  Sami BANARLI,  Kitaplar Ve Portreler, s.345 )
         Ne tarihimizi tam olarak inceledik ve ne de önyargılarımızı yenebildik. Gelin kahvede olmaz ya, bir tarih sohbeti olduğunu düşünelim. Tarihte olmuş hadiseleri konuşan insanlarımızın  tarihi değil de sahip oldukları ideolojik fikirleri kısır bir döngüyle inadım inat şeklinde anlatışlarına hayran kalırsınız. İşin üzücü tarafı bu insanlarımız  Nuh derler, peygamber demezler. İnanmadıkları tek şeyse gerçektir. Karşısındakilere olan kinleri ecnebilere yoktur. Bu sohbetlerde karşılıklı anlayıştan ziyade tartışma ve kavga havası hakimdir. Gelin bunlara soralım, Amcalar diyelim, siz bu tarihi bilgileri nereden edindiniz? Hemen cevap verirler Emin OKTAY’ın kitabında bir göz attım da gördüm der birisi; bir diğeri ise ben de Enver ŞAPOLYA’dan okudum der. Bir diğeri ise bana okulda böyle anlatıldı der. Belki güzel dersiniz. Sizler Halil İNALCİK’i okudunuz mu, İlber ORTAYLI’yı tanıyor musunuz gibi bir soru sorsanız? Onların daha çiçeği burnunda yavrucuğum, bizim okuduğumuz tarihçilerin yanında onlar devede kulak kalır hazır cevabını alırsınız. Sizde içinizden Kadiri Mutlak Allah’ım, bizi bu kara cahillikten kurtar  diye sessizce mırıldanırsınız.
       19  / 09 / 2008 Tarihinde internette ilberortaylı.com sitesine bir göz attım. Sitenin sağ üst köşesinde bir anket sorusu gördüm. Soru şöyleydi: Geçmişini,  tarihini sadece okul kitaplarından öğrenen bir gençliğin gelecekte Türkiye Cumhuriyetinin teminatı olacağına inanıyor musunuz? Bu ankete 1610 kişi katılmış. Bunların 1470’i  ( % 91.30 ) hayır oyu kullanmış; 140’ı ( % 8.70 ) evet oyu kullanmış. Bu anket bizlere okullarda öğrendiğimiz tarih bilgilerini kendi merak anlayışımızla zenginleştirmemizin ülkemizin geleceği için mühim olduğunu vurgulamaktadır.
         Geçmişe demir atmak der bir atasözümüz. Geçmişimize sıkı sıkıya bağlanmanın önemini anlatan, toplumumuzu anlamanın tarihle mümkün olacağını vurgulayan, geçmişle nasıl bağlantı kurabileceğimizi gösteren . Bu konuda bir fikir vermesi açısından  Prof. Dr. Erol GÜNGÖR’ün Tarih meselelerimiz konusunda düşüncelerine bir bakalım:
         Ünlü sosyolog Karl Manheim: ‘İnsan, cemiyetin tarihi ve sosyal yapısı hakkında en vazıh görüşe, ya o cemiyet üzerinde yükselirken ya da düşerken varır.’ Bizim cemiyetimizin bir buhran içinde bulunduğu muhakkaktır. Bu buhranın neden ibaret olduğunu nasıl meydana geldiğini şimdi burada açıklamamıza imkan yoktur zaten bunu iyice biliyor da sayılmayız. Fakat muhakkak ki Türkiye kendisi için bir hüviyet tespit edip bu hüviyet çerçevesinde beliren hedeflere göre kendini intibak ettirmiş değildir. Uzun, yıpratıcı ve ıztıraplı bir batılılaşma hareketi Türkiye’ye bazı şeyler getirmiş, fakat bunda başarılı olunamamıştır.
        Türkiye’yi resmi Batılılaşma hareketlerinin ilan ve kabul edildiği1839 yılına götürecek ve bir karşılaştırma yapacak olursak, o günden bu yana ilerlemiş olduğumuzu söyleyenler çıksa bile o zamanki motivlerin tatmin edilmiş olduğunu kimse söyleyemez. Türkiye o zaman Rusya tarafından yutulma tehlike ve tehdidi altında idi. Türkiye o zaman Avrupa Medeniyetini benimsemek ve böylece Avrupa devletleri camiasına girmek istiyordu.; bugün hala aynı şeyi resmi bir dış politika olarak devam ettirmekle birlikte, itilmiş,reddedilmiş, hor görülmüş bulunuyor. Türkiye’yi bu hedeflere ulaştırmak üzere ortaya atılmış bulunan yarı resmi doktrinleri ayakta tutma imkanı kalmamıştır. Kısacası Türkiye, tutturduğu yolun ciddi bir neticeye ulaşmaması karşısında her an geriye dönerek nerede hata yaptığını arama gayreti içindedir.
         Tarihe dönüşün arkasındaki saik sırf bir tatminsizlikten de ibaret değildir. Türkiye aradığını bulamamakla kalmamış, elindeki pek çok şeyi de kaybetmiş bulunuyor. O zaman Dünya devletleri arasındaki yerimiz ve itibarımız, sonraki yıllarla  kıyaslanmayacak kadar büyüktü; topraklarımız, kaynaklarımız, jeopolitik mevkiimiz itibariyle  büyük olduğumuz gibi, kültür ve medeniyet itibariyle de övünülecek eserler yaratıyorduk. Türkiye o imparatorluğun sadece on altı vilayetinden biridir. Bu büyüklüğün hatıraları o kadar canlıdır ki, ayağımızın her taşa takılışında o günlere bakıyor ve içine düştüğümüz durumdan ötürü esef ediyor, hatta kahroluyoruz. Bu değişmenin sebepleri hakkına çok değişik görüşler vardır ve muhakkak ki bunların çoğu yanlış veya eksiktir.  Çok defa şahıslara veya gruplara yüklediğimiz kabahatin birer haksızlık veya insafsızlık örneği olduğunu da kabul etmeliyiz.  Ama muhakkak olan bir şey varsa , Türkiye geçirdiği değişmenin aleyhinde bir sonuca vardığının farkındadır, bu sonuçtan şikayetçidir ve tarihte bunun sebeplerini bularak  kendini yerle gök arasında kararsız dolaşmaktan  kurtarmak istemektedir.
        Bu arayışın önünde çeşitli engeller görüyoruz. Tarihin saklanmasına çalışmak bu engelleyici gayretlerden birini ve belki de en önemlisini teşkil ediyor. Bazıları yukarıda anlattığımız meselenin genişliğini göremeyecek kadar  dar bir düşünce çerçevesi içindedir, bu yüzden tarih araştırmalarının sonucunda kötü şeyler çıkabileceği kanaatine sahiptirler. Bunları  korkutan , geçmişe duyulan hayranlığın Türkiye’yi eski rejime götürebileceğidir. Eski zamana şahsen hasret duyan kimseler çıkabilir, fakat ilerilik aşkıyla tarihe engel olanların bütün gücüde onlara katılacak olsa yine hiç kimse eskiyi geri getiremez.  Dolayısıyla olmayacak şeyler üzerinde korkular bina etmenin hiçbir faydası olamaz.
          İmparatorluk devrinin ve genellikle yakın tarihin bütün gerçekleriyle ortaya çıkarılmasına menfi bir hassasiyet duyulması yeni bir hadise değildir ve bunun kökünde Türkiye’nin en az üç siyasi değişme geçirmiş olması vardır. İkinci Meşrutiyetçiler kendi meşruiyetlerini tesis edebilmek için daha önceki dönemi, yani Abdülhamit rejimini felaket olarak göstermek mecburiyetini duymuşlardı. Kendilerine inanmayanlara mürteci diyorlar ve onların tekrar istibdadın kurulmasını istediklerini söylüyorlardı. Böylece İkinci Meşrutiyetçilerin zamanında Abdülhamit Devri hakkında pozitif kanaate yol açabilecek bir şeyler söylemek imkansız hale gelmişti. Böylece geçmiş devir hakkında sadece menfi hükümler veren, yani objektif olmayan bir tarih hakim oldu. Cumhuriyet kurulunca bu hassasiyet büsbütün arttı, çünkü sadece iktidar ekibi değil, bütün rejim değişmişti ve yeni rejimin sağlam temellere oturtulmasına kadar eskiye açılan bütün pencerelerin kapatılması gerektiği düşünülüyordu. O devrin şartlarını hesaba katanlar böyle bir dikkati makul görebilirler, fakat artık cumhuriyetin altmışıncı yılında , yani eski rejimin hiçbir realitesinin kalmadığı bir zamanda bu türlü mülahazaların yeri olmamalıdır.
          Tarihin ideolojik yorumu her zaman yapılmıştır, fakat bunun Türkiye’deki kadar kitleler seviyesinde bir bölünme meydana getirmesi her yerde görülen hadiselerden değildir. Bu bölünmenin çeşitli sebepleri vardır. Mamafih, objektif tarih araştırmalarının yapılmayışı büyük bir bölünmenin hem sebepleri, hem sonuçları arasında sayılabilir. Sebep olarak ele alındığında bu hem yanlış düşüncelere yol açmakta, hem yanlışların farkına varıldığında çok şiddetli sübjektif tepkiler oluşturmaktadır. Sonuç olduğu zaman ise, tarih iktidar elitlerinin meşruiyeti için bir dayanak haline gelmektedir.
       Objektif araştırmaların yapılması, sübjektif ideolojik tarih yorumlarını hiçbir zaman önlemez. Her zaman için bu araştırmaların şu veya bu neticesini kendileri açısından yorumlayacak şahıslar veya gruplar çıkacaktır. Böyle bir sübjektiflikten hiçbir zaman kaçınamayacağız; bunun her zaman için zararlı olduğunu söylemekte belki doğru değildir. Zira tarih objektif olayların ortaya çıkarılması şeklinde ele alındığında bizim hiçbir işimize yaramaz, esasen objektif olgular , pek az istisnasiyle, her zaman meydandadır. Tarihten asıl  kastedilen  şey bu olguların bir mana ifade edecek şekilde yorumlanmasıdır.  Bu yorumların birbirinden farklı olması kadar tabii bir şey yoktur.
        Bütün bunlara rağmen son devir hakkında tarih araştırmalarının yapılabileceğine ve bir takım hükümler verilebileceğine inanıyorum. Tarihçi veya sosyal ilimcinin gazeteciden veya politikacıdan önemli bir farkı vardır; ilim adamı hüküm verirken hiçbir zaman hisleri incitici, hatıraları yıkıcı olmaz.  Esasen onun hedefi şahıslar ve gruplar hakkında kıymet hükümleri vermekte değildir.  ( Prof. Dr. Erol GÜNGÖR, Dünden Bugünden Tarih Kültür Ve Milliyetçilik, S. 12,13,14.  Ötüken yay. İstanbul,1999 )
       Gelecek yıllarda ya kendimiz olacağız ya da olamayacağız. Bir televizyon programında Bosnalı genç bir kızın ‘uyan Yiğidim’ şiirini okuması bize acaba neyi çağrıştırıyor? Mehmet Akif’in ‘Asımın Nesli’ tabiri bizlere neyi hatırlatıyor? Alev ALATLI’nın ‘Dünyada biz yokuz diye zülüm var’ sözü acaba neye işaret ediyor? Bütün bunları kara kara düşünmeliyiz ve kendimize yakışan yolu bir an önce bulmalıyız. Bulanık bakışlar ve görüşler bizleri ancak utandırır.


[ Yazar : İlhan Metinkale | Okunma : 915 | Tarih: 07.03.2009 ]
         Oy : 0-Puan : 0



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (40 %)
Hayır (59 %)
61 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.13 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3