v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 9
Dün : 36
Toplam : 3370912
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
SOSYAL BİLGİLER DERSİ (NE KADAR) GEREKLİDİR(?)
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   SOSYAL BİLGİLER DERSİ (NE KADAR) GEREKLİDİR(?)

Sosyal Bilgiler Dersi Gerekli midir?

Alt başlıktaki sorunun cevabı üzerinde hepimiz, branşımız gereği, ittifak etmekteyiz. Burada bir sorun ya da tereddüt yok; ama işin “can alıcı” kısmı, “bamteli”, sosyal bilgiler dersinin ne kadar gerekli/önemli olduğu hususunda düğümleniyor. İşte esas bu soruya vereceğimiz cevap(lar), bir önceki soruya verdiğimiz cevabın iki şıklı tekdüzeliğini aşarak bu dersin ve bu derse kaynaklık eden bilimlerin felsefesine/mantığına ışık tutuyor. Yani gerçeğin değişik yüzlerine, yani ak ile kara arasında gezinen griye ve hatta onun da değişik tonlarına. Hem bu dersi oluşturan değişik sosyal bilimlerin varlığı, hem de bu bilimlerin incelediği toplumun zaman içindeki değişkenliği “Sosyal bilgiler dersinin ne kadar gerekli olduğu” sorusuna değişik açılardan farklı cevaplar üretecektir.

Bütün cevapları “Fert olarak kendimizi ve parçası olduğumuz toplumu ve devleti dünden bugüne uzanan değişiminde daha iyi anlamak için” cümlesinde toplayabiliriz. Öyleyse toplumsal bir varlık olan insanın kendisini daha yetkin olarak algılayabilmesi için yaşadığı toplumu bilip tanıması, bunun için de öğrencilerin sosyal bilgilerin, eskilerin ifadesiyle, “rahle-i tedrisinden geçmesi” gereklidir. Öte yandan bu ders, bilginin yanında yoğun bir “sosyallik” içermekte, hem öğrenci ile öğretmen arasında, hem de öğrencilerin birbirleriyle etkili iletişimini gerektirmektedir. Dolayısıyla bu ders diğer pek çok ders gibi “ferdî bir ders” değil, bilâkis adı gibi “sosyal bir ders”tir. Böylelikle öğrencinin hem kendine güven kazanması, hem topluluk önünde kendini rahatlıkla ifade edebilmesi, hem de toplumun faal bir ferdi olması öncelikle sosyal bilgiler dersinin “derdi”dir.

Sene başlarında bu dersin öğrencilere neden gerekli olduğunu anlatmak için öncelikle “sosyal” kelimesinden onların ne anladığını merak eder ve ipucu olarak da insanın sosyal bir canlı olduğunu söylerim. “Madem ki insan, sosyal/toplumsal bir canlıdır; öyleyse . . .”  Bu üç noktayı, hepimiz kendi birikimimize göre doldurur ve ön plana çıkarttığımız unsurları öğrencilerimize sunar, böylelikle kendi önceliklerimizi onlara belletmeye, öğretmeye çalışırız. Tıpkı her öğretmen gibi. Buraya kadar bir sorun yok. Sorun, daha doğrusu farklılık “sosyal”in kendisinde.

İzninizle ben bu farklılıkları birkaç yan başlık altında toplamak istiyorum:

1 – Toplumsal Gerçeklik: İçinde insanın, hele de toplumun olduğu konularda tek bir gerçeğin olmadığını, olamayacağını, gerçeğin değişik yüzlerinin olduğunu, bu yüzlerin de bulunduğumuz yere, mensup bulunduğumuz anlayışa göre şekillendiğini, ama bunun da diğer gerçekleri, gerçeğin diğer yüzlerini görmemizi engellememesi gerektiğini bilmek. Yani fikir sahibi olmak; ama fikri önyargıya teslim etmemek. Başka bir ifadeyle “empati” duygusu oluşturmak ve geliştirmek. 

2 – Kişisel ve Sosyal Boyut: İnsanların başkalarından önce kendilerini eleştirmelerinin lâzım geldiğini, diğer bir ifadeyle herkesten önce insanın kendisine karşı samimi ve dürüst olmasının gerekliliğini, kendimize duyduğumuz saygının başkalarına duyduğumuz saygı ile at başı gittiğini, karşılıklı saygı ve hoşgörünün esas olduğunu, çünkü sağlıklı bir toplum yapısına giden yolun sağlıklı bir kişilik yapısından geçtiğini takdir etmek; bunun da en geçerli ölçütünün insanların birbirlerini dinlemeleri olduğunu, bununla birlikte her toplumda “iyiler”in ve “kötüler”in olduğunu, ama bunun da genelleştirilemeyeceğini bilmek. (“Halk bir derya gibidir; derin yeri de vardır, sığ yeri de.”)

3 – Toplumsal Değişim ve Değerler: Toplumun bir bütün olduğunu, kişilerin ve kurumların birbirlerini etkilediğini, toplumun büyüklüğü nispetinde bir “etkileşim alanı” olduğunu ve zaman içinde insanlarla birlikte pek çok toplumsal gerçeğin de değiştiğini bilmek, değişimin tıpkı insanın fizyolojik yapısında olduğu gibi hayatiyet emaresi olduğunu, ama ondan daha önemlisi “temel”de nelerin ve neden değişmemesi gerektiğini de takdir etmek. Yani değişimi değerler üzerine inşa etmek.

İlk bakışta soyut gibi gelen ama bizim yaşımız ve tecrübemiz gereği kanıksadığımız bu sosyal özelliklerle öğrencilerimiz –yine yaşları ve tecrübesizlikleri gereği– bizden daha çarpıcı olarak, hatta “şok” derecesinde karşılaşıyorlar. Sorduklarında bazen bizim bile cevaplandırmakta zorlandığımız sorular, herhalde bunun en güzel kanıtıdır. Dolayısıyla sosyal bilgiler dersinin değişim içinde sürekliliği, süreklilik içinde de değişimi vurguladığını, sosyal gerçeğin sosyal gerçekliklerin toplamından oluştuğunu, bunun da zamanla değiştiğini, başta tarih ve coğrafya olmak üzere sosyal bilimlerin de bu değişimi neden ve sonuçlarıyla izah etmeye uğraştığını öğrencilerimize kavratmalıyız diye düşünüyorum. Sosyal bilgiler dersi bunun için gereklidir.

Ben bu durumu kısaca “Her ne olursa olsun bilmek, sevmekten önce gelir. Bilmediğimiz, tanımadığımız hiçbir şeyi gereği gibi sevemez, benimseyemeyiz.” diye özetlemeye çalışırım. Tarihimizi sahiplenmek babında “Delisi de bizim, velisi de!” derdi üniversitedeki hocamız; kulakları çınlasın.

 

 

Sosyal Bilgiler Dersi “Ne Kadar” Gereklidir?

Bence bilinç oluşturmayan bilgi, hiç mesabesindedir. Kendisiyle amel edilmeyen, yani bir şekilde kullanılmayan bilgi, zihin hamallığından öteye geçmez, sahibine de esaslı bir fayda sağlamaz. Tıpkı kitap yüklü eşekler gibi.

Her şeyi öğretemeyiz, mühim olan ilgi ve merak uyandırabilmek, yani bilinç oluşturabilmektir. (“Öğrenmeyi öğretmek” dedikleri bu olsa gerek.) Bilgi ise bilince giden yoldaki basamaklardır. Önemlidir; ama hedef değildir, olmamalıdır da. Çünkü bilgi, genellikle kısa ömürlüdür, yani çabuk unutulur.

Peki bizim dersimizin “bilinç noktası”, yani asıl hedefi ne olmalı derseniz bendenizin kanaati –yok yok, öyle vatan-millet-Sakarya edebiyatı yapmayacağım; bilâkis çok daha mütevazı ama en az bunlar kadar önemli ve hayatî bir medenî gereklilik. Madem ki dersimiz “toplumsal”ı konu alan bir derstir, öyleyse–:

1 – Bugünün küçükleri, yarının büyükleri olacak öğrencilerimizin kendilerine, pek tabi bizim de katkı ve yüreklendirmelerimizle, duydukları özgüvenin sonucu olarak onlara topluluk önünde konuşma becerisini kazandırabilmek, yani öğrencilerimizi “medenî cesaret sahibi” yapabilmek,

2 – Birbirlerine duydukları saygının en önemli yansıması olarak da birbirlerini dinlemeleri gerektiğini onlara bir şekilde ama kesinkes kavratabilmek.

Başka bir şekilde ifade edecek olursak marifetin sadece doğruyu değil, aynı zamanda yanlışı da dinleyebilmek olduğunu ve konuşmasını bilmeyenlerin ancak kavga edeceklerini onlara öğretmeli ve bunu kendimizden başlamak üzere öğrencilerimiz için bir bilinç, hatta bilinçli bir tercih haline getirebilmeliyiz. Yoksa hiç kimse yarınlarımızın bugünlerden daha iyi ve aydınlık olmasını beklememeli.

İşte başlığımızdaki sorunun cevabı, bu medenî özelliğin bizde ne kadar davranış, hatta alışkanlık haline gelebildiğinde saklı.

“Bu ne kadar önemli?” derseniz bence öğrettiğimiz, daha doğrusu öğrettiğimizi sandığımız her şeyden çok daha önemli ve gerekli. Çünkü “Öğretilen şeyler unutulduktan sonra arta kalan, eğitimdir.”

(Bu vesileyle okurlarımızın mübarek Ramazan bayramını tebrik eder, daha nice bayrama sevdikleriyle beraber sıhhat, başarı ve mutluluklarla ulaşmalarını can-ı gönülden dilerim.)

 

Adem KARADENİZ


[ Yazar : Adem Karadeniz | Okunma : 1351 | Tarih: 07.03.2009 ]
         Oy : 2-Puan : 6



Son 5 Yorum

Ekleyen: ilhanmetinkale
Merhabalar.Güzel yazınız için tebrik ve teşekkür eder,başarılarınızın devamını dilerim.Özay Ahçı.17 Şubat İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler öğretmeni TONYA
Tarih : 16.01.2011 10:03:09




Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (40 %)
Hayır (59 %)
61 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.23 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3