v   DOSYALAR
  v   YAZILAR
  v   { FORUM }
  v   DEFTERE YAZ
  v   SUNULAR
  v   RESİMLER

Menü
Site sayacı
Bugün : 10
Dün : 74
Toplam : 3373222
Sayfa izlenimi aldık..
Yedek
Sizin kodlariniz buraya eklenecek
BU YIL, ÖĞRETMENLİKTEKİ KAÇINCI BAŞLANGICINIZ
  Tüm yazarlar || Bu yazara ait yazılar
   BU YIL, ÖĞRETMENLİKTEKİ KAÇINCI BAŞLANGICINIZ

“BU  YIL,  ÖĞRETMENLİKTEKİ  KAÇINCI  BAŞLANGICINIZ?”

İşte yine yeni bir eğitim-öğretim yılı daha kapımızı çaldı; hepimize hayırlı, uğurlu olması ümidiyle!

Acaba bu yıl, meslekteki kaçıncı –yılınız, diye sormayacağım– “başlangıç”ınız?

Alışılmadık bir soru olduğunu kabul ediyorum, haklısınız. Çünkü şimdiye kadar “Bu, kaçıncı yılınız?” diye hep eskiye, geçip giden yıllara atıf yapıldığına çokça tanık olmuşuzdur ve siz de biz de, herkes gibi, bunu kanıksamışızdır. Bu yüzden hepimiz meslektaşlarımıza aynı soruyu gönül rahatlığıyla sorarız. Tıpkı onların da bize sorduğu gibi. Fakat işte şimdi, bu yıl, “bu soru”yu tersinden; ama aslında doğru şekilde sormanın zamanıdır. “Bu yıl, meslekteki kaçıncı başlangıcınız?” Neden mi?

Öğretmenliğin Zorluğu

Öncelikle öğretmenlik, diğer mesleklerden gerçekten çok; ama çok farklı bir meslek. Bir defa muhatab(lar)ımız çocuğundan gencine kadar yarının toplumunu oluşturacak olan insanlar. Bu yönüyle öğretmenlik, bir nevi “geleceğin mimarı” olmak, en azından bu işe soyunmak demek. Her ne kadar biz öğretmenler, son yıllarda değişen sosyal dengeler ve teknolojinin alıp başını gitmesiyle “etkileyenler/örnek alınanlar” sıralamasında geriye düşsek de sonuçta bütün toplum, bizim rahle-i tedrisimizden geçiyor ve aileden sonra, hatta bazen ondan da yoğun şekilde, yarının büyükleri olacak küçükleri, bir şekilde, etkiliyor, örnek oluyoruz. Bazen, hatta çoğu zaman küçüklere ailelerinden daha fazla değer veriyor, amiyane tabiriyle onları “adam yerine” koyuyoruz, çünkü işimiz bunu gerektiriyor.

İşin içinde insan, hele de –çocuk demek istiyorum– “küçükler” olunca aslında her eğitim-öğretim yılının başlangıcında kendimizi –kaç yıllık olduğumuza bakmadan hem de– yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Çünkü insan, her zaman, aynı şartlar altında, aynı tepkileri veren “tek boyutlu” bir varlık değil. Biz buna bir de krala çıplak deme cesaretini gösteren, –sakın yanlış anlaşılmasın, sadece çocuk psikolojisini bence çok güzel anlattığı için yazıyorum– “kuldan utanmaz, Allah’tan korkmaz!” küçük; ama duyarlılıkları büyük insanların bizlerden farklılığını eklediğimizde ve . . . Ve belki bunların hepsinden de önemlisi muhataplarımızın, işimizin onlar olduğunu düşündüğümüzde esasta öğretmenlikteki yıllarımızdan ziyade, öğretmenliğe her eğitim-öğretim yılıyla birlikte yeniden başlayıp başlayamadığımızı düşünmemiz lazım.

Hem toplum, hem de eğitim müfredatları bakımından müthiş bir değişim/dönüşüm aşamasındayız. Hayatımız ve mesleğimiz gereği, toplumdaki değişimi hem en yakından yaşayanlardan, hem de öğrencilerimizden hareketle gözlemleyenlerdeniz. Büyüyüp de küçülmüş, hatta bazı konularda bizden çok daha bilgili çocuklar artık, eskisi gibi, az değil ve böylelerinin sayıları da her geçen gün artıyor. Yazımızın başında bahsettiğimiz değişen sosyal dengeler ve teknolojinin yaygınlaşması sebepleriyle.

Neden Yeniden Başlamalıyız?

Öyleyse böyle bir zamanda öğretmenlik yapmak, geçmiş dönemlere kıyasla daha zor; ama belki daha zevkli. Tabi “Zahmetsiz rahmet olmaz.” sözü mucibince bu “zorlu zevk”in biz öğretmenlerden talep ettiği de her eğitim-öğretim yılı başlangıcında, muhakkak ki eski tecrübelerin ışığında; ama kesinlikle yeni bir başlangıç yapabilmektir. Öğretmenliğin zorluğu da yeni nesiller için yeni başlangıçlar yapabilmekten geçiyor. Bunun için de hepimizin her zaman, ama özellikle de her eğitim-öğretim yılı başında –ve sonunda– kendimizi gözden geçirmemiz, yanlışlarımızı veya eksikliklerimizi giderip doğrularımızı, artı değerlerimizi de cilalayıp yaygınlaştırmamız gerekiyor.

Okula yeni başlayan öğrenciler kadar yeni bir okula başlayan öğretmenlerin de yaşadığı heyecan ölçümüz olabilir veya yeni bir sınıfa girdiğimizde hissedeceklerimiz, hissettiklerimiz. Öğretmenlikteki yıllarımızın değerini arttıracak olan da bu heyecanı hissettiğimiz başlangıçların, yani yılların çokluğudur. Başka bir ifadeyle niceliği nitelik ile doldurup zenginleştirmek. Elbet bu da tecrübe, azim, gayret ve otokontrol gibi özelliklere bağlı. Öğrencilerimizin günün birinde bizi geçmesi ne kadar mutluluk vericiyse bizim de kendimizi geçmemiz, buna çalışmamız o kadar mutluluk vericidir. Yoksa daha şimdiden bizi geçme sinyalleri veren öğrencilerimizin gerisine düşebiliriz maazallah. Hem onlara daha faydalı olmak, hem de yaptığımız işten daha çok zevk almak için her eğitim-öğretim yılı başlangıcını asıl kendimiz için yeni bir başlangıç yapmalı, yapabilmeliyiz. Yoksa yürürken, hatta koşarken bile geriye düşebiliriz. Çünkü zaman durmuyor. İnanmayanlar meslekteki kaçıncı yılı çalıştıklarını bir düşünsünler. (“Yapmayın yahu, o kadar oldu mu?” Belki siz bile inanamıyorsunuz, değil mi?)

Yeni bir eğitim-öğretim yılında “okul” adlı gemiyle “tatil limanı”ndan ayrılırken “küçükler”e “yeni dünyalar”ı tanıtmanın heyecanını hisseden bütün öğretmenlere saygılarımı sunuyorum. Onlara hepimiz çok; ama çok şey borçluyuz. Dün hepimizin hayatına yön veren, bizde derin izler bırakan, anne-babamızdan sonra bizlerde en çok emeği, hakkı olan, “İyi ki benim öğretmenimdi!” dediğimiz öğretmenler var ya, işte onlardan bahsediyorum. Bugün ise aynı okulu paylaştığımız veya tanıyıp takdir ettiğimiz öğretmenlerden.     

Yazımızın sonuna yaklaşırken yazımı özetleyen iki söze yer vermek istiyorum:

 “Öğrenciler, hayatın öğretmenlere verdiği piyango biletleridir. Onlara ikramiye çıkıp çıkmamasını belirleyecek olan da yine onların gayretidir.” (Bu yıl emekli olan Mürvet Hanım’ın kulakları çınlasın.)

“Öğretmen sonsuzluğa hükmeden insandır, çünkü etkisinin nerede biteceği belli olmaz.”

Öyleyse yazımızın başlangıcındaki soruyu –şimdi hiç de garibinize gitmeyeceğine inanarak– tekrar sormalı: ACABA BU YIL, MESLEKTEKİ KAÇINCI BAŞLANGICINIZ?

Hepinize, hepimize hayırlı başlangıçlar!

Eskilerin dediği gibi: “Niyet hayr, akıbet hayr!”

Niyet ile akıbet arasına ne geleceğini, nelerin gelmesi gerektiğini siz yılların tecrübesiyle zaten biliyorsunuz.

(Hâmiş: Bu vesileyle, ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un bu yaz tatilinde okuduğum “İlk Öğretmen” adlı hikayesini herkese tavsiye etmek istiyorum. Bence bu kitap sadece eğitim fakültesi öğrencilerince değil, bütün öğretmenler tarafından okunması gereken bir kitap. Bu kadar ince; ama etkileyiciliği, derinliği sayfa sayısıyla ters orantılı az hikaye bulunur kanaatindeyim. “Neden?” diye merak edenler, bir öğretmenin neleri değiştirebildiğini görecekler. İyi okumalar!)

 

Adem KARADENİZ


[ Yazar : Adem Karadeniz | Okunma : 1072 | Tarih: 07.03.2009 ]
         Oy : 0-Puan : 0



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   Gizli : 

  
Anket
Sitemizi beğendiniz mi?
Evet (46 %)
Hayır (53 %)
91 - Katılım
Köşe Yazıları

Adem Karadeniz

TARİH YANLIŞ ANLAŞILIRSA BUGÜNÜN AYAĞI KAYAR

İlhan Metinkale

GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN KISKACINDA TARİH ALGIMIZ

Hilal ZEYBEKOĞLU

Ulubatlı Hasan ve Şehadet Arzusu

Civan ÇELİK

1890’DA JAPONYA’DA BATAN ERTUĞRUL GEMİSİ VE ŞEHİTLERİMİZ

Hülya BELGİN

İyiki Varsın Türkçe'm

Ertuğrul GÜNER

SINAVLAR

Rümeysa

Derin Karanlık

Fazlı MACİT

BİZİM

Abdullah Enes GÜNAY

BAŞARILI ÖĞRETMEN
En Sevilenler
 Dosyalar:

 Yazılar:
 » İddia
BİZEGİTİMCİYİZ
Website motorumuz 2013 AspSitem Ay Yildiz
Bu sayfa: 0.17 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3